<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GUZELYURT</title>
	<atom:link href="http://guzelyurt.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://guzelyurt.org</link>
	<description>Diğer insanların hakları kadar özgürsünüz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2012 11:17:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Sızma Zeytinyağı</title>
		<link>http://guzelyurt.org/sizma-zeytinyagi.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/sizma-zeytinyagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 11:17:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sızma Zeytinyağı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytinyağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[Kulağınıza küpe olsun: Cankurtaranımız zeytinyağı, insan soyunun devamı için gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli hazine…Yarım yüzyıl aksini önerdikten sonra, günümüz tıp dünyasının çekişmeli ortamında dünya sağlık otoriteleri nihayet fikir birliğinde kesin kararlı: &#8220;Zeytinyağı yemek sadece yararlı değil, gerekli de!&#8221; &#8220;Zeytinyağı&#8221; yüksek tansiyon, kolesterol, damar sertliği, mide ve bağırsak ülserleri, romatizma, safra kesesi tembelliği, safra taşı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kulağınıza küpe olsun: Cankurtaranımız zeytinyağı, insan soyunun devamı için gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli hazine…Yarım yüzyıl aksini önerdikten sonra, günümüz tıp dünyasının çekişmeli ortamında dünya sağlık otoriteleri nihayet fikir birliğinde kesin kararlı: &#8220;Zeytinyağı yemek sadece yararlı değil, gerekli de!&#8221;</p>
<p>&#8220;Zeytinyağı&#8221; yüksek tansiyon, kolesterol, damar sertliği, mide ve bağırsak ülserleri, romatizma, safra kesesi tembelliği, safra taşı, safra kanalı tıkanıklığı, karaciğer bozuklukları, kabızlık, kansızlık, gut hastalığı ve deri çatlamalarını başarı ile tedavi ediyor. Tıbbın taht kurduğu Amerika&#8217;da yılda 1000 ton olan zeytinyağı tüketimi, son 10 yılda 120.000 tona ulaşır mıydı başka türlü?*</p>
<p>Zeytinyağının Faydaları</p>
<p>11 Nisan 1997 tarihinde yapılan İtalya Ulusal Araştırma Konseyi toplantısında beslenme uzmanları ve kardiyologlar, besleyici özelliği fazla olan ve vücuttaki yağların temel maddesini oluşturan zeytinyağının yararları hakkında açıklamalar yaptılar.</p>
<p>Bu toplantıda önemle üzerinde durulan noktalar ise:<br />
Hatırlatma: Sıvı yağ ve margarin gibi yararlı yağlar ısıtma ya da pişirme sırasında vücut için zararlı hale gelirler.<br />
Ayrıntı: Zeytinyağını, besin değerini kaybetmemesi için salataya yemeğe otururken ekleyin.<br />
Uyarı: Sıvı yağları karıştırmayın Bu, hem tatları acılaştırır hem de yağların erimesini engelleyerek vücut için zararlı oksidasyonlara neden olur.**</p>
<p>Biz de zeytinyağının birçok kaynakta yer alan ve kanıtlanan birkaç faydasını kısaca belirtebiliriz (Tabi sadece yararlarından bahsederken o haz veren lezzetini de unutmamak gerekiyor).</p>
<p>-Zeytinyağlarını insan sağlığında ve özellikle kalp ve damar hastalıklarından korunmada etkili olması, tekli, doymamış bir yağ olmasındandır.<br />
-Kandaki HLD dediğimiz iyi huylu kolesterol düzeyini arttırır.<br />
-LDL kolestrolü temizler.<br />
-Yağların içinde hazmedilmesi en kolay olan olduğu için sindirim kolaylığı sağlar.<br />
-Çocuklarda beyin ve kemik gelişimini hızlandırır.<br />
-E vitamini sayesinde yaşlanma etkilerini azaltma ve doku yenileme özelliği taşır.<br />
-Kireçlenmeyi önlemede büyük rol oynar.<br />
-Cansız saçların kuvvetlenmesini sağlar.<br />
-Zeytinyağı unutkanlığı önler : Akdeniz ülkelerinde yaşayan ve yemeklerinde çoğunlukla zeytinyağı kullanan toplumların 65 yaş üzeri yetişkinlerinde hatırlama oranının diğer ülke yetişkinlerine göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır.</p>
<p>Bunları Biliyor musunuz?</p>
<p>Türkiye kalp projesi araştırmalarının sonuçlarına göre, Türkiye&#8217;deki ölümlerin yüzde 37&#8242;si kalp hastalıklarından kaynaklanıyor</p>
<p>Kolestrol yüksekliği zeytinyağı en az tüketen Karadeniz bölgemizde, en düşük oran ise zeytinyağı ağırlıklı beslenen Ayvalık çevresinde. Zeytinyağını bol tüketenülkelerde özellikleYunanistan, İspanya ve İtalya&#8217;dakalp ve damar hastalıklarıve bu hastalıklardan ölüm oranı çok düşük.</p>
<p>Amerika&#8217;nın ünlü beslenme uzmanı Ancel Keys, Akdeniz ülkelerinde damar ve kalp hastalıklarına çok az rastlanmasının nedenini araştırmış ve bütün yemeklerde sadece naturel, sızma zeytinyağı kullanan bu hastalarda ülser yaralarının kapanma oranının yüzde 55 olduğu saptanmıştır.</p>
<p>Ciltlerine radyasyon verilmeden önce zeytinyağı sürülen hamsterlarda, zeytinyağının radyasyona karşı kesin ve tam bir koruyucu madde olduğu saptanmıştır. ***</p>
<p>Pratik Öneriler:</p>
<p>Bir ziyafet öncesi ve sonrası birer kaşık zeytinyağı içebilirsniz. Zeytinyağı mide zarını örtüpalkolün işlemesini önleyeceği gibi, karışık içkilerin yol açtığı sarhoşluğu bir ölçüde azaltır. Safra salgısını arttırarak hazmı kolaylaştırır&#8230;</p>
<p>Yüksek tansiyon için: 15-20 kadar taze yada kuru zeytin yaprağını 300 gr. suda 15 dakika kaynatın. Süzgeçten geçirip suyunu alın. Üzerine biraz şeker ilave edin. 15 gün boyunca sabah akşam sıcak için.</p>
<p>Sürekli kabızlık çekenler: Sabahları aç karnına 1-2 kaşık zeytinyağını deneyiniz. zeytinyağı iyi bir &#8220;laksatif&#8221;tir</p>
<p>Ağrı, romatizma, ayak bileği dönmesi, adale incinmesine karşı: 200 gr. doğranmış taze çiçek ve yaprak, 100 gr. sarı papatya ile 1 kilo zeytinyağını arada sırada karıştırarak 2 saat süreyle bir 1benmari&#8221; içinde kaynattıktan sonraiçindekileri süzünüz ve acı veren yeri derinlemesine ovuşturunuz.</p>
<p>Romatizma ağrıları için: Dövülmüş kuru defne yapraklarını zeytinyağı içinde sulandırıp macunlaştırınız, ağrıyan yerin üzerine bolca sürünüz.</p>
<p>Deri yırtılmaları veya kesiklerde: Zeytinyağını, arı balmumu, doğranmış soğan ve kuyruk yağı ile karıştırarak &#8220;yara merhemi&#8221; olarak kullanabilirsiniz.</p>
<p>Soğuktan dudaklarınız çatlamasın diye üzerine biraz zeytinyağı sürün. Kuru ve çatlak elleriniz üzerine biraz zeytinyağı sürünüz. Yorgun ayaklar için banyo sonrasında eşit ölçüdeki zeytinyağı ve limonsuyu ile 10 dakika ovuşturunuz.</p>
<p>Zeytinyağını çok az tentürdiyotla karıştırarak ucuz ve sağlıklı bir güneş yağı elde edebilirsiniz.</p>
<p>Sütü kesilen anneler için: Yağsız inek sütüne bira zeytinyağı katıp, sütten kesilen bebeğe veriniz. Anne sütü gibi doğal bir besindir, çünkü zeytinyağı anne sütüne yakın miktarda linoleik ve linolenik içerir.</p>
<p>&#8220;Kafa sağlığınız için&#8221; &#8230; gıcırdayan kapılarınıza zeytinyağı sürebilirsiniz.</p>
<p>Zeytinyağı Güzelliktir:</p>
<p>Beyaz dişler için: Dişetlerinizi zeytinyağı ile çalkalayınız ve uzunca bir süre ağızınızda tutunuz.</p>
<p>Parlak ve yumuşak saçlar için: Bir yumurta sarısını, 1 kaşık zeytinyağı, 1 limonun suyu ve yarım bardak bira ile karıştırınızve saçlarınıza uygulayınız. Bir süre bekleyiniz. sonra da başınızı sabun yada şampuanla yıkayınız. 2 kahve kaşığı zeytinyağı, 1 kaşın ricin ve 10 damla kekiközünden hazırlanan bir karışım yapabilir saçlarınıza friksiyon ile uygulayabilir, saçlarınızı parlaklaştırabilirsiniz.</p>
<p>Kepeğe karşı: 20 gr. risin, 20 gr. kolonya ile 150 gr. zeytinyağını karıştırıp saçlarınıza friksiyon yapabilirsiniz.</p>
<p>Kuru cildi nemlendirmek için: Sızma zeytinyağı ile iyice ezilmiş avakado meyvası hamurunu yüzünüze sürüp 10-15 dakika bekletiniz. Sonra yüzünüzü yıkayınız.</p>
<p>Yüz kırışıklıkları için: Haftada 2 kez, yatmadan önce zeytinyağı ve limon karışımı ile yüzünüze masaj yapabilirsiniz.</p>
<p>Kol ve Bacaklara yumuşaklık kazandırmak için: Kalın tuzla karıştırılmış zeytinyağı ile masaj yapınız, sıcak su ile yıkayınız.</p>
<p>Güneş yağına karşı saf zeytinyağını sürebilirsiniz.</p>
<p>Kolay çizilen veya kırılan tırnaklara karşı: Parmaklarınızı 5-10 dakika zeytinyağında tuttuktan sonra, iyotlu alkol ile ovuşturunuz.</p>
<p>Parmaklarda oluşan nasıra karşı: Zeytinyağı ve sarımsak veya kuru soğanla hazırlayacağınız merhemi üzerlerine sürünüz.</p>
<p>*,***Sn. Zeynep Can&#8217;ın 31 Ekim 1994 tarihli Hürriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmış olan yazı dizisinden alınmıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarından dolayı kendisine teşekkürü borç biliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/sizma-zeytinyagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RUŞEYMİN (BUĞDAY ÖZÜNÜN) FAYDALARI</title>
		<link>http://guzelyurt.org/ruseymin-bugday-ozunun-faydalari.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/ruseymin-bugday-ozunun-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 11:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[BUĞDAY ÖZÜNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[RUŞEYMİN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=489</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle, ruşeymin ne olduğıu konusundan bahsedelim. Ruşeym, kelime anlamı olarak, buğday özü anlamına gelmektedir. Buğdayın işlenerek, una dönüştürülmesi sürecinde, özel ayrıştırma işlemleri sonucunda, 1 tonundan sadece, 1 kilogram elde ediliyor. E vitamini deposu olan ruşeym, gramlarla satılıyor. KULLANIM ŞEKİLLERİ : Ruşeym, soğuk süt veya yoğurt ile karıştırılabiliyor, taze ya da kuru meyveye ilave edilerek zenginleştirilebiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle, ruşeymin ne olduğıu konusundan bahsedelim. Ruşeym, kelime anlamı olarak, buğday özü anlamına gelmektedir. Buğdayın işlenerek, una dönüştürülmesi sürecinde, özel ayrıştırma işlemleri sonucunda, 1 tonundan sadece, 1 kilogram elde ediliyor. E vitamini deposu olan ruşeym, gramlarla satılıyor. KULLANIM ŞEKİLLERİ : Ruşeym, soğuk süt veya yoğurt ile karıştırılabiliyor, taze ya da kuru meyveye ilave edilerek zenginleştirilebiliyor. Çorba, salata gibi yiyeceklerin üzerine serpilerek kullanılabiliyor. Yemek pişirirken baharat yerine vitamin olarak kullanabilecek bu ürün, aynı zamanda dünya mutfağındaki çeşitli yemek tarifleri için tercih ediliyor RUŞEYMİN (BUĞDAY ÖZÜNÜN) FAYDALARI : Mükemmel Bir Afrodizyaktır : Ruşeym Doğal afrodizyak özelliğine sahip. Yakın zamanda ruşeymden vitamin tabletleri üretimi de planlanıyor. Yaşlılığı Geciktirir : İçerdiğ, E vitamininden dolayı, yaşlılığı geciktirici özelliği ve vücutta hücre zarının dayanıklılığını sağlaması dolayısıyla bağışıklık sistemini destekleyerek kanserin önlenmesinde önemli rol oynar. Mükemmel bir E vitamini deposudur. Kalp için Çok faydalıdır : Ruşeymin koroner kalp hastalığı riskini azaltması, pıhtı azaltıcı etkisiyle kanın akıcılığına, diyabetli hastalarda damar tıkanıklarının önlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Sinir Sistemi için çok faydalıdır : Ruşeymin sinir sistemi hastalıklarında olumlu etki gösterdiği, gözde katarakt oluşumunu geciktirdiği biliniyor. Güzelliğinize Güzellik katar : Doğanın bu altın sırrı güzelliğe de güzellik katıyor. Özellikle de cilt kırışıklıkları için birebir. Hem kırışmayı önlüyor, hem de azaltıyor. Kısırlık için faydalıdır : Buğdayın embriyosu olarak nitelenen Ruşeym, kısırlık tedavisinde etkin olarak kullanılıyor. * Buğday özü, (Ruşeym) her yaş grubunda kullanılabilir. Yemek pişirken, baharat yerine buğday öüzü katılabilir. * E vitamininin yaşlılığı geciktirici özelliği ve vücutta hücre zarının dayanıklılığını sağlaması dolayısıyla bağışıklık sistemini destekleyerek kanserin önlenmesinde önemli rol oynadığı, bu açıdan zengin olan ruşeymin koroner kalp hastalığı riskini azaltması, pıhtı azaltıcı etkisiyle kanın akıcılığına, diyabetli hastalarda damar tıkanıklarının önlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Ruşeymin sinir sistemi Hastalıklarında olumlu etki gösterdiği, gözde katarakt oluşumunu geciktirdiği, cildi güzelleştirip kırışıklıkları önlediği ve kısırlık tedavisinde etkin olarak kullanıldığını bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. ÖNEMLİ UYARI : Çölyak hastalarının ve lif kullanımında sakıncası olanlar için, kullanması uygun değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/ruseymin-bugday-ozunun-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların hakları neler?</title>
		<link>http://guzelyurt.org/cocuklarin-haklari-neler.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/cocuklarin-haklari-neler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 11:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[Yazımızın içerisinde:Çocuk Hakları, çocuk hakları nelerdir, çocuk hakları ve türkiye, çocuk hakları vikipedi, çocukların hakları, türkiye ve çocuk hakları, türkiyede çocuk hakları nelerdir,Türkiye’de Çocuk Hakları Gibi Konuları Bulabilirsiniz. Dünyada Çocuk hakları ve Türkiyede çocuk hakları ile ilgili olarak hazırladığımız bu yazımız umarım size faydalı olacaktır.. Ön bilgi: İlk kez Birleşmiş Milletler’n 1959’da yayımladığı Uluslar arası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazımızın içerisinde:Çocuk Hakları, çocuk hakları nelerdir, çocuk hakları ve türkiye, çocuk hakları vikipedi, çocukların hakları, türkiye ve çocuk hakları, türkiyede çocuk hakları nelerdir,Türkiye’de Çocuk Hakları Gibi Konuları Bulabilirsiniz. Dünyada Çocuk hakları ve Türkiyede çocuk hakları ile ilgili olarak hazırladığımız bu yazımız umarım size faydalı olacaktır..<span id="more-484"></span></p>
<p>Ön bilgi:<br />
İlk kez Birleşmiş Milletler’n 1959’da yayımladığı Uluslar arası Çocuk Hakları Bildirgesi ile uluslar arası düzeyde gündeme gelen çocuk hakları, 1979’un Dünya Çocuk Yılı ilan edilmesiyle hemen her ülkede sıcak bir tartışma konusu yarattı. Dünyamızda hala milyonlarca çocuk eğitim olanaklarından yararlanamıyor, ağır çalışma koşullarında sömürülüyor, aile içinde hırpalanıyor, çeşitli hastalıklardan küçük yaşta yaşamını yitiriyor ya da savaşlarda ölüyor. Birleşmiş Milletler’in 20 Kasım 1989’da oybirliğiyle kabul ettiği Uluslararası Çocuk Hakları Anlaşması 18 yaşından küçük herkesin sahip olduğu hakları ve devletlerin çocuklara karşı yerine getirmesi gereken görevleri saptadı. Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için en az 20 devletin imzası gerekiyor. 20 imzanın tamamlanmasından sonra uluslar arası hukukun temel ilkeleri arasına girecek olan bu anlaşmadan her çocuk yararlanabilecek.<br />
Türkiye’de Çocuk Hakları</p>
<p>Türkiye’de ilk kez 1990’da uygulamaya giren Uluslar arası Çocuk Hakları Bildirgesini ülkemizde görmek biraz zor.Hala sokaklarda; çöplerden kağıt toplayan çocukları, sokaklarda uyuyanları görmek mümkün. 21. yüzyılda olmamıza rağmen hala ülkemiz İnsan Hakları Anlaşmasını gerçek olarak yürürlüğe sokamadı. Bu ilerledikçe ülkemizin okuma yazma oranı gittikçe düşüyor. UNICEF gibi ünlü kuruluşlar bu oranı ve sokaklarda dolaşan tinerci çocukların sayısını azaltmak için çalışıyor fakat çok fazla yeterli olamıyor.<br />
BAZI HABERLER</p>
<p>*26/04/1998 ANKARA – Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla düzenlenen “Küresel Yürüyüş”ün Türkiye bölümü, yarın Ağrı-Doğubeyazıt-İran kapısında başlayacak.</p>
<p>Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi için bütün dünyanın desteğini almak, çocuklara bedava eğitim hakkı sağlamak, çocukların ekonomik olarak sömürülmesine son vermek ve onların fiziksel, ruhsal, moral gelişimine zarar verecek işlerde çalıştırılmasını önlemek amacıyla Hindistan’dan başlatılan “Küresel Yürüyüş”, Cenevre’de son bulacak.</p>
<p>Türkiye bölümünün yarın Ağrı’da başlamasının ardından, 29 Nisan’da Ankara’ya gelecek olan yürüyüş ekibi, 1 Mayıs Cuma günü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile görüşecek, 1 Mayıs Mitingi’ne katılacak ve işçi konfederasyonlarını ziyaret edecek. Daha sonra İstanbul’a gidecek olan ekip, burada çeşitli etkinliklere katıldıktan sonra 4 Mayıs Pazartesi günü Yunanistan’a hareket edecek.</p>
<p>Hak-İş Konfederasyonu’ndan yapılan açıklamada, çocuk işçiliğinin Türkiye’de çözülmesi gereken önemli bir sorun olduğu belirtilerek, Hak-İş’in Türk-İş, DİSK, KESK ve TESK ile birlikte yürüyüşe destek verdiği bildirildi.<br />
———————————————————————————————–</p>
<p>*27/01/1999 İSTANBUL – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’ne üye bir grup, Çocuk Hakları Bildirgesi’nin Türkiye’de yürürlüğe girmesinin 4. yıldönümü dolayısıyla İstiklal Caddesi’nde çocuklara sözleşme metnini dağıttı.</p>
<p>Beyoğlu’ndaki İHD İstanbul Şubesi önünde bir açıklama yapan Yönetim Kurulu Üyesi Melek Üçbinli, çocuğun belli hak ve özgürlüklerden yararlanması amacıyla 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Çocuk Hakları Bildirgesi’nin, Türkiye’de 1990 yılında 17, 29 ve 30′uncu maddelerine çekince konularak imzalandığını belirtti.</p>
<p>Bugün çocukların, sağlıksız yaşam koşulları, güvensiz bir gelecek, eğitimde kalitesizlik ve eşitsizlik üzerine kurulu bir ortamda yaşadıklarını öne süren Üçbinli, bu koşulların düzeltilmesi için sözleşmenin çekincesiz bir şekilde kabul edilmesini istedi.</p>
<p>Açıklamanın ardından, aralarında İHD İstanbul Şubesi Başkanı Eren Keskin’in de bulunduğu grup, İstiklal Caddesi’ndeki çocuklara sözleşme metnini dağıttı.</p>
<p>01/11/1999 ANKARA – “Çocuk Hakları Okulu”, 20 Kasım’da İstanbul’da açılıyor.</p>
<p>Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin, vakıf bünyesinde açılacak okulla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de ve dünyada yüzmilyonlarca çocuğun haklarının ihlal edildiği bir yüzyılın sonunda, çocuğa ve çocukluğa bakışın yeniden ele alınması gerektiğine inandıklarını belirtti.</p>
<p>Açıklamaya göre, Çocuk Hakları Okulu, Türkiye’de ve dünyada çocuk haklarının takipçileri olacak çocuk entelektüelleri ve öncülerini hazırlayacak “çocuk” merkezli bir eğitim yaklaşımı olarak tanımlanıyor.</p>
<p>İLK ÜÇ DÖNEM YETİŞKİNLERE</p>
<p>İnsanın çocukluk dönemi hakları, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin açılımı ve yorumu, çocuk hakları gündemi ve “Benim haklarım nerede?”olmak üzere 4 dönemden oluşacak eğitimin ilk 3 dönemi yetişkinlere, 4′üncü dönemi ise hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik bir program olacak.<br />
40 uzman öğretim üyesi ve 50 katılımcıyla gerçekleşecek eğitim, konferans, tartışmalı toplantı, açıkoturum, interaktif toplantı ve grup çalışmaları şeklinde düzenlenecek. Öte yandan, okul bünyesinde Çocuk Hakları Kütüphanesi ve Çocuk Bilgi Merkezi kurulması planlanıyor.</p>
<p>*18/10/1999 BERLİN – 18 yaşından küçük askerlerin durumlarının tartışıldığı ve 250 sivil toplum örgütü ile hükümet kuruluşunun temsilcisinin biraraya geldiği uluslararası konferans, Almanya’nın başkenti Berlin’de başladı.</p>
<p>“Çocuk Askerlerin Kullanılmasına Karşı Koalisyon” adlı sivil toplum örgütünün girişimiyle yapılan konferansta, hükümetlere, 1989 yılında varılan Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Konvansiyonu’na ek bir protokol hazırlanması ve asgari askere alınma ile savaşa katılma yaşının 15′den 18′e çıkarılmasını kabul etmeleri yönünde baskı yapılması hedefleniyor.</p>
<p>Konferansa katılan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, BM bünyesinde bir çalışma grubu tarafından 1994 yılında bu protokolle ilgili görüşmelerin başlatılmasına karşın, ABD ve İngiltere’nin muhalefetinden ötürü görüşmelerin şu anda kesik olduğunu belirtti.</p>
<p>Konferansın açılışında dağıtılan bir raporda, sadece 3. dünya ülkelerinde çocuk askerlerin kullanılmadığına işaret edilerek, özellikle İngiltere, Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) ile PKK suçlandı.</p>
<p>Saflarında yüzde 10′u kız olmak üzere 3 bin çocuk bulundurduğu belirtilen raporda, PKK ayrıca, Almanya, İsveç ve Fransa’daki Kürt kökenli çocukları toplayarak, çocuk askerlerden oluşan bir alay kurmakla suçlandı.</p>
<p>Raporda, Çeçen savaşçılar arasında da çocuk yaşta militanların bulunduğu belirtildi.</p>
<p>“Çocuk Askerlerin Kullanılmasına Karşı Koalisyon” adlı grup bünyesinde, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, İnsanların Dünyası, Çocukları Kurtarın, Uluslararası Çocukları Koruma Örgütü gibi sivil toplum örgütlerini topluyor.<br />
—————————————————————————————————</p>
<p>*28/04/1998 DOĞUBEYAZIT – Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla Hindistan’dan başlayan “Çocuk İşçiliğine Karşı Küresel Yürüyüş”e katılan 32 kişilik grup, sabaha karşı İran’dan Türkiye’ye giriş yaptı.</p>
<p>Uluslararası yürüyüş grubu, saat 03.00’de Ağrı Gürbulak Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girdi. Dün akşam saatlerinde gelmesi beklenen grubun gecikmesi nedeniyle karşılama töreni gerçekleştirilemedi.</p>
<p>32 kişiden oluşan grubu, Gürbulak Sınır Kapısı’nda, Doğubeyazıt Kaymakamı İrfan Kenanoğlu ve diğer yetkililer karşıladı.<br />
—————————————————————————————————</p>
<p>*13/11/1999ANKARA- Çocuk Vakfı, 20 Kasım 1999 Çocuk Hakları günü nedeniyle, “Hakları Çalınmış Çocuklar” raporu hazırladı.</p>
<p>Çocuk Vakfı’nın hazırladığı raporda, dünya nüfusunun 15 Ekim 1999 itibariyle 6 milyar sınırını aştığı, dünya çocuk nüfusunun ise 2 milyar 700 milyon olduğu belirtildi. Dünyada dakikada 247 bebeğin doğduğu, 99 kişinin öldüğü ifade edilen raporda, her yıl 15 milyon çocuğun anne olduğu, 15-18 yaş arası doğum oranlarında son 5 yılda artış gözlendiği kaydedildi.</p>
<p>Çocuk ölüm oranlarının çok olduğu ve bunun artması durumunda 2000′li yıllarda 175 milyon çocuğun 5 yaşına varmadan öleceği vurgulanan raporda, 8 bini ishalden omak üzere, her gün ölen çocuk sayısının 35 bin olduğu bildirildi. Raporda, 800 milyon çocuğun yeterli ve sağlıklı bir şekilde beslenemediği, açlıktan dakikada 15 çocuğun öldüğü ve 400 bin çocuğun da temiz su içemediği ifade edildi.</p>
<p>100 ÇOCUKTAN 24′Ü OKUMA-YAZMA BİLMİYOR</p>
<p>Raporda, 5-14 yaş grubunda 272 milyon çocuğun çalıştırıldığı belirtilerek, 100 çocuktan 24′ünün okuma-yazma bilmediği ve 130 milyon çocuğun okul çağında olmasına rağmen eğitimden hiç yararlanamadığı ifade edildi.</p>
<p>Türkiye’de 0-18 yaş arası çocuk nüfusunun 28 milyon olduğu vurgulanan raporda, her yıl 1 milyon 358 bin bebeğin dünyaya geldiği ve bebek ölüm hızının binde 41 olduğu belirtildi. Raporda, Türkiye’de 725 bin çocuğun eğitim ve öğretim imkanından yararlanamadığı ve 100 çocuktan 21′inin okuma-yazma bilmediği bildirildi.</p>
<p>Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin, çocuklar için biraraya gelmek en öncelikli görevimiz olmadığı sürece çocuk sorunlarının çözülemeyeceğini ifade ederek, “Her doğan çocuk gözlerini güzel bir dünyaya açmadıkça, bu görevimizi yerine getirmiş olmayız” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/cocuklarin-haklari-neler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem</title>
		<link>http://guzelyurt.org/ataturkun-turk-diline-ve-turk-tarihine-verdigi-onem.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/ataturkun-turk-diline-ve-turk-tarihine-verdigi-onem.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2011 20:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[ATATÜRKÜN KİTAPLIĞINDAKİ TÜRKÇE VE OSMANLICA KİTAPLARDAN BAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[ATATÜRK’ÜN OKUDUĞU YABANCI KİTAPLARDAN BİRKAÇI]]></category>
		<category><![CDATA[Milli duygular]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili Ve Türk Tarihine Verdiği Önem]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milletinin kalbidir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk Dili Ve Türk Tarihine Verdiği Önemi Bu yazımızda Bulacaksınız. Ulu Önder Atatürk, Türk dilini, Türk Milleti için bir hazine olarak görmektedir. Atatürk’e göre “Türk Milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir.”, ”Türk dili, Türk Milletinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem<br />
Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk Dili Ve Türk Tarihine Verdiği Önemi Bu yazımızda Bulacaksınız.<br />
Ulu Önder Atatürk, Türk dilini, Türk Milleti için bir hazine olarak görmektedir. Atatürk’e göre “Türk Milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir.”, ”Türk dili, Türk Milletinin kalbidir, beynidir.”<br />
Atatürk’ün düşüncelerinde “millî dil”, Türk Milletini birarada tutan, birlik ve beraberlik içinde yaşamasını sağlayan en önemli faktörlerden biridir. Milli duygular ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin, milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Dil, millî duyguyu geliştirerek, milli şuuru ortaya çıkarır; bu yönüyle dil, bağımsızlığın korunmasında da görev almış olur. Büyük Önder, “Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını, korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır“ diyerek, milli dilin korunması konusundaki hassasiyetini belirtmiştir.<span id="more-480"></span><br />
Atatürk, milli dilin korunması ve gelecek nesillere aktarılması doğrultusunda çalışmalar yapmış, “Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir” diyerek, milletimizin birlikteliği için Türk diline verilmesi gereken önemi vurgulamıştır. “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, alakalı olmasını isteriz.”<br />
sözüyle de, bu konuda devlete düşen göreve işaret etmiştir.<br />
Atatürk, Türk milliyetçiliğinin yerleşmesi ve sağlamlaşması hususunda, milletin ortak dil konusunda bilgilenmesi gerektiğine inanmış ve bu amaçla çalışmıştır. Bu doğrultuda, Atatürk’ün talimatıyla; 12 Temmuz 1932’de, daha sonra “Türk Dil Kurumu” adını alacak olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Atatürk, Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat incelemiş, dönemindeki bilginleri, Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi, onun sağlığında yayımlanmış; Divanü Lügati’t-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır.<br />
Atatürk, kendinden sonra gelecek nesillerin de Türk diline ve tarihine sahip çıkmalarını istemiş, bu amaçla kurulan kurumların çalışmalarına maddi manevi katkıda bulunmuştur. Atatürk’ün Türk Tarihi ve Türk Dili konularına ne denli önem verdiği, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile, mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na bırakmış olmasından anlaşılır. Bu iki kurumun bütçesi, bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.<br />
Bir insanın milli değerlerine sahip çıkması için milletini sevmesi; milletini sevmesi için ise onu tanıması gerekir. Milletinin geçmişte yaşadıklarını öğrenen insan, ona daha sağlam bağlarla tutunur; sadakati katlanarak artar ve milli duyguları daha da perçinlenir. Türk Milletinin büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine gönülden inanan Atatürk; uygar milletlerin düzeyine çıkabilmek için, Türk Milletinin önce tarihini bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Atatürk ayrıca, tarih öğrenim sürecinin, ilk kaynaklardan bizzat araştırılıp öğrenilmesi taraftarıydı. Atatürk, bu düşüncesinin nedenini şu sözleriyle açıklamıştır:<br />
“Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün ef’al (faaliyet) ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.”<br />
Atatürk’e göre, Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır. Yaşamı boyunca, tarih incelemelerinde, Türk ve yabancı tarihçilerle beraber çalışan Atatürk; bu araştırmalardan edindiği bilgileri, Türk Milletine aşılamak istemiştir. Türk Milletinin büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını arzulayan Atatürk, bu fikri savunmayı hayatı boyunca amaç edinmiştir. “Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve geniş uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur.”…“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”<br />
diyerek; Türk insanının tarihini öğrenmesinin önemini vurgulamış; aşağıdaki sözleriyle de bu konudaki çalışmalara olan güvenini belirtmiştir:<br />
“Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temeller üstüne kurmak, öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmakta olduğunu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı sonuçlar vereceğine şimdiden inanmalısınız.”<br />
Türk kültürünü ve Türk tarihini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak amacıyla, Atatürk kurumun çalışmalarına önderlik etmiş, çalışma planını kendisi çizmiş; Türk ve Türkiye tarihini aydınlatacak araştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdaki direktifleri vermiştir:<br />
“…. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”<br />
Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar</p>
<p>ATATÜRKÜN KİTAPLIĞINDAKİ TÜRKÇE VE OSMANLICA KİTAPLARDAN BAZILARI<br />
Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani<br />
Mehmet Salahi : Kamus-u Osmani<br />
Avram Galanti : Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meselesi<br />
Mehmet Ali : Tahsil-i Lisan-ı Alman<br />
Nüzhet : Kendi Kendine Almanca<br />
Ahmet Cevat : Türkçe sarf ve nahif<br />
Kazım Nami : Türkçe Oku, Türkçe Yaz<br />
Mithat Sadullah : Latin Harflerinin Türkçeye tatbiki<br />
İbn Emin Mahmut Esat : Tarih-i Din-i İslam<br />
Osman Bin Süleyman : Kamus<br />
Lütfullah Ahmet : Hayat-ı Hazret-i Muhammet<br />
Abdunnaim Bin Hasan : Ceridetül Evail ve Hamidetül Evahir<br />
Ahmet Halit : İslam Büyükleri<br />
Abdurrahmanil Cami : Tercüme-i Nefhatül İnsan<br />
Mehmet Cemil : Hukuku Düvel<br />
Katip Çelebi : Cihannuma<br />
Feridun Bey : Feridun Bey Münşeatı<br />
Mehmet Bin Sait : Kitabü’l Tabakatü’l-Kebir<br />
Şemseddin Sami : Kamusu Alam (6 cilt)<br />
Şemseddin Sami : Kamusu Okyanus<br />
H.Z. Ülken : Aristo Metafizik<br />
Süheyl Ünver : İbn-i Sina<br />
Ahmet Rifat : Lügat-ı Tarihiye ve Osmaniye<br />
M.Fuat : Amerika’da Tükler ve Gördüklerim<br />
Rıza Tevfik : Kamus-u Felsefe<br />
Cemal Paşa : Hatırat (1913 – 1922)<br />
Mehmet Cemil : Sulhta ve Harpte Hukuku Düvel<br />
Evliya Çelebi : Seyyahatname<br />
Suphi : Tekmiletül’l-iber<br />
Lütfi Simavi : Devr-i İnkılap<br />
Mustafa Necip : Selimname<br />
Osmanzade Taib : Hakikatü’l Vüzera<br />
Ahmet Saip : Vaka-i Sultan Aziz<br />
Ahmet Hilmi : Tarih-i İslam<br />
Mazhar Fevzi : Hayr-i Sahil<br />
Ziya Paşa : Endülüs Tarihi<br />
Resulzade Mehmet Emin : Azerbaycan Cumhuriyeti<br />
Ali Reşat : Tarih-i Osmaniye<br />
Ali Reşat : Kurun-u Cedide Tarihi<br />
Sebahattin : İttihat ve Terakki Cemiyetine Açık Mektuplar<br />
Mahmut Esat : Tarih-i Dini İslam<br />
Ahmet Mithat : İnkılap<br />
Ahmet Cevdet : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa<br />
Mustafa Efendi : Tarih-i Selanik<br />
M. Şemsettin : İslam Tarihi<br />
Ahmet Rasim : Osmanlı Tarihi<br />
Necip Asım : Türk Tarihi<br />
Mustafa Nuri Paşa : Netayic-ül Vukuat<br />
Mehmet Zihni : Neşahir-ün Nisa<br />
Mehmet Şemsettin : Mufassal Türk Tarihi<br />
Ziya Gökalp : Türk Medeniyeti Tarihi</p>
<p>ATATÜRK’ÜN OKUDUĞU YABANCI KİTAPLARDAN BİRKAÇI</p>
<p>M. Roux de Rochelle : Etats-Unis D’Amerique<br />
M. Dubois de Jancigny ve M. Xavier Raymond : Inde<br />
M. Chopin : Russie<br />
M. G. L. Domeny de Nenzi : Oceanique<br />
Bary de St Vinvent : Iles de l’Ocean<br />
M. Ph. Le Bas : Etats de la Confederation Germanique<br />
M. Van Hasselt : Belgique et Hollande<br />
M. Louis Lacrcix : Iles de la Grece<br />
M. Louis Lacrcix : Chili, Paraguay, Uruguay, Buenos Aires<br />
Champollion Figeac : Egypte Ancienne<br />
M. J. J. Marcel : Egypte depuis la conquete des Arabes<br />
Rozet et Carette : Algerie, Etats Tripolitains, Tunisie<br />
Lavalle ve Gueroult : Espagne<br />
M. Ph de Golbery : Histoire et Description de la Suisse et du Tyrol<br />
M. G. Pauthier : Chine et son Description Historique<br />
M. Chepin ve A. Ubicini : Provinces Danubiennes et Roumanies<br />
M. Ph. le Bas : Suede et Norvege<br />
Ferdinand Denis : Portugal<br />
Ferdinand Denis : Afrique<br />
Ferdinand Deniz – M. C. Famin : Bresil, Colombie et Guyane<br />
M. Larenaudiere ve M. Lacroix : Mexique Guatamala Perou<br />
M. Davezat : Iles de l’Afrigue<br />
M. A. Tardieu, M. S. Cherubini : Senegambie et Guinee<br />
M. N. Desvergers : Nubie, Abyssinie<br />
Lacroix Yanoski : Italie Ancienne<br />
M. Le Chevalier Artaud : Italie Sicile<br />
Frederic Lacroix : İles Baleres et Pithyuse<br />
M. Friess De Colonma : Histoires des Antilles<br />
M. Elias Rensult M. Roux De Rochelle : Villes Anseatiques<br />
M. Ferdinand Hoeger : Chaldee Assyrie Medie Babylonie<br />
M. Neel Desverges : Arabie<br />
S. Munk : Palestine Description Geographique historique et areheologique<br />
Jean Yanosky ve M. Jules David : Syrie Ancienne et Moderne<br />
M. Dubeux : Tatarie, Beloutchistan<br />
M. V. Valmont, M. Xavier Raymond : Boutan et Nepal<br />
Ernest Lqvi see ve Alfred Rambaud : Histoire Generale du IV e Siecle a nos jours (12 cilt)<br />
Jean Jaures : Histoire Socialiste de la Revolution Française<br />
Hilaire de Barenton : Le Mystere des pyramides</p>
<p>ATATÜRK’ÜN DİL DEVRİMİ SIRASINDA ÇALIŞTIĞI KİTAPLARDAN BAZILARI</p>
<p>H. F. Kuergic : Psychologie de Quelgues Elements des Langues Turques (1)<br />
Vilhelm Thomson : Inscription de l’Orkhon<br />
M. Guizot : Dictionnaire Universel des Synonymes<br />
M. Brasseur de Bourburg : La Langue Maya<br />
Hilaire de Barenton : L’Origine des langues des Religions et des Peuples</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/ataturkun-turk-diline-ve-turk-tarihine-verdigi-onem.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğum Ders Çalışmıyor Diyenler İçin Öneriler</title>
		<link>http://guzelyurt.org/cocugum-ders-calismiyor-diyenler-icin-oneriler.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/cocugum-ders-calismiyor-diyenler-icin-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2011 20:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuğum Ders Çalışmıyor Diyenler İçin Öneriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[Biz anne babalar çocuğumuzun sınıfında dersini en iyi yapan, çalışma noktasında öğretmenlerinin beğenisini toplamış, arkadaşlarına da örnek olan bir öğrenci olmasını isteriz. Anne babaların çalışkan öğrencileri hayranlıkla izlediğini, o çocukların durumlarından etkilenerek kendi çocuklarına da örnek olmasını istediğini, derslerine çalışan öğrencilerin “bunu nasıl yaptıklarını ve acaba kendi çocukları için de yapılıp yapılamayacağını” düşündüklerini gözlemleriz. Anne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz anne babalar çocuğumuzun sınıfında dersini en iyi yapan, çalışma noktasında öğretmenlerinin beğenisini toplamış, arkadaşlarına da örnek olan bir öğrenci olmasını isteriz. Anne babaların çalışkan öğrencileri hayranlıkla izlediğini, o çocukların durumlarından etkilenerek kendi çocuklarına da örnek olmasını istediğini, derslerine çalışan öğrencilerin “bunu nasıl yaptıklarını ve acaba kendi çocukları için de yapılıp yapılamayacağını” düşündüklerini gözlemleriz.</p>
<p>Anne babalar bir taraftan bunları düşünürken ve bazı öğrencilerin nasıl başarabildiğini merak ederken, kendilerini de etkili ve verimli ders çalışma konusunda çocukları için yeterli hale getirme noktasında ihtiyaç hissetmektedirler.<span id="more-478"></span></p>
<p>Bu yazı dizisinde verilen bilgilerle birlikte aileler “çocuklarının daha etkili ders çalışma alışkanlığı” kazanmasında neler öğreneceklerini, öğrendiklerinin önemi ve faydasını, öğrenince de nerede ve nasıl uygulayabileceklerini görecek; kısacası ulaşmak istedikleri sonuçları daha iyi ve etkili hale getirmek için çalışacaklardır.</p>
<p>Öğrencilere zaman zaman uyguladığımız anketlerde sorduğumuz sorulardan biri de genellikle “anne-babanızın hangi davranışı veya sözü sizi çok fazla rahatsız eder?” sorusudur. Bu sorunun cevabının;<br />
&#8220;Dersini yaptın mı?&#8221;<br />
&#8220;Ödevlerini tamamladın mı?&#8221;<br />
&#8220;Neden dersine çalışmadın?&#8221;<br />
&#8220;Dersine ne zaman çalışacaksın?&#8221;<br />
&#8220;Yazılıya çalıştın mı demelerinden rahatsızlık duyuyorum&#8221; olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Ailelerin de birbirine benzer şikayetlerini zaman zaman duymaktayız:<br />
&#8220;Hocam ben ders çalış demezsem asla ders çalışmıyor&#8221;<br />
&#8220;Aslında benim çocuğum zehir gibi ama çalışmıyor&#8221;<br />
&#8220;Yarın yazılı var ama hiç bana mısın demiyor&#8221;<br />
&#8220;Ders için odaya girmesiyle çıkması bir oluyor&#8221;<br />
&#8220;Ödev var mı diyorum, öğretmen vermedi diyor&#8221; vb. şikayetleri daha da uzatabiliriz. Aslında burada bir suçlu arıyoruz.</p>
<p>Çocuklarımızın ders çalışma alışkanlıkları ve çalışma davranışları olumsuz olması halinde aile içerisindeki iletişimi de zedeleyebilmektedir. Hatta bazı ebeveynlerin çocuğun ders çalışma problemini çocuk üzerinde bir baskı unsuru haline getirebildiklerini de görebiliyoruz.</p>
<p>Eğitimci olarak gözlemlediğim bir durum var. Bizler çocuklarımıza “ödevlerini / derslerini yapıp yapmadıklarını” sorarken aslında kendi görevimizi geçiştiriyoruz veya farkında değiliz. Anne babalar olarak çocuklarımızın okul dersleri ve başarısıyla ilgili en basit konularda bile bilgi sahibi olmak için uğraşmıyoruz.</p>
<p>Bir öğrencinin bir dersten başarılı sayılabilmesi için sahip olması gereken minimum ortalamayı bilenler lütfen el kaldırsın.</p>
<p>Bir öğrencinin bir dönem notunun hesaplanabilmesi için en az kaç not alması gerektiğini bilenler, hangi dersten kaç yazılı olunması ve diğer değerlendirme türlerinden kaç not alınması gerektiğini bilenler lütfen bir adım öne çıksın.</p>
<p>Çocuğunun sınıfını bile bilmeyen babalar olduğunu gördükçe inanın yukarıdakileri artık çok görmüyorum. Anne babalar, güzel insanlar gelin önce çocuklarımızın yapacaklarından değil de kendi üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekle başlayalım.</p>
<p>Dersleri ve öğretmenleri hakkında bilgi sahibi olmak</p>
<p>Çocuğumuzun derslerine çalışmasını sağlamak ve ona daha kaliteli yardımcı olabilmek adına isterseniz önce çocuğumuzun öğretmenleri ve derslerini vb. tanıyalım.  Ayrıca çocuklarımızın yaş grubu ile ilgili bedensel, fizyolojik ve psikolojik özellikleri ve dersleriyle ilgili temel özellikleri bilmek bizi onlara yardımcı olmak konusunda biraz daha ileri taşıyacaktır. Bunun için de sınıf rehber öğretmenleri, ders öğretmenleri ve okul rehber öğretmeni bize yardımcı olabilir. Bunun yanında çocuğumuzun aldığı derslerin kaç saat olduğu, diğer dersler içerisindeki önemi, o dersten kaç yazılı olunup toplamda kaç not alınacağı vb. öğrenebiliriz.</p>
<p>Sahiplenme ve ilgilenmeyi hissettirmek<br />
Bizim, öğrencimiz ve dersleri ile ilgili olarak zaman zaman öğretmene müracaat etmemiz, öğretmen ve çocuk üzerinde de olumlu bir etkiye sahip olacaktır. Bunun çocuk üzerindeki etkisi “sahiplenilme” öğretmen üzerindeki etkisi de “öğrenci takip ediliyor, ilgili bir aile” şeklinde ortaya çıkabilir. ( Tabii bu takibin çocuğa &#8220;iyice yakın takibe alındım, sıkboğaz ediliyorum&#8221; hissi vermekten çok, &#8220;annem babam beni önemsiyor&#8221; duygusunu hissetirmesinden bahs ediyoruz)</p>
<p>Çocuğumuzu &#8220;okulda tanımak&#8221;<br />
“Ben çocuğumu zaten tanıyorum” dediğinizi duyar gibiyim. Çocuğumuzun okulda, evde davrandığından daha farklı bir şekilde davranabileceğini unutmayalım. Bizlerin dikkatli olması gereken hususlardan biri de çocuğumuzun okula, arkadaşlarına, derslere ve öğretmenlere uyum sağlamada zorlanıp zorlanmadığını tespit edebilmektir. Buna &#8220;çocuğumuzu okulda tanımak&#8221; diyoruz.</p>
<p>Çocuğumuzun uyum durumu dikkatli ve etkili bir şekilde bir süre gözlem yapılınca ortaya çıkartılabilir. Eğer uyum problemi olduğu düşünülüyorsa dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü vb. gibi bir probleminin olup olmadığını bir uzman danışmanlığında tespit ettirmekte fayda vardır. Anne babaların, ortaya çıkması halinde böyle bir durumu kabullenmekte zorlandıklarını da gözlemliyoruz. Bu tespiti yaptırmak ve bu durumu kabullenmek bize &#8220;çocuğumuzdan daha büyük bir beklenti içinde olmamızı engellemede&#8221; faydalı olacaktır. Ayrıca çocuğumuzun okuldaki ders dinleme davranışını, arkadaşlık ilişkilerini, öğretmenlerle olan ilişkilerini, yani &#8220;davranış &#8211; düzen – ilişki ve kurallara uyma eğilimini&#8221; bilmek de çocuğumuza daha iyi yardımcı olmamız noktasında bizi yeterli bir hale getirebilecektir.</p>
<p>Farkını fark etmek, çocuğun farkındalığını artırır<br />
Çocuğumuzun diğer arkadaşlarından üstün olan özelliklerini bilmek de bize yardımcı olabilecektir. Mesela benim kızım diğer arkadaşlarından daha gür sesli, sesi mikrofona ve seslendirmeye uygun, sesli okumada tonlamayı etkili yapabilen, şiir okumaktan ve törenlerde de görev almaktan hiç çekinmeyen bir öğrencidir. Her çocuğun farklı üstün özellikleri mutlaka vardır. Çocuklarımızın &#8220;farkını fark etmek&#8221; üstün özellikleri çoğaltmada ve çocuğumuzun kendisiyle ilgili farkındalığını arttırmasında etkili olabilir.</p>
<p>Beklentilerimizi dengelemek ve gerçekçi olmak<br />
Bizler anne babalığın verdiği hamiyet ve şefkat duygusu nedeniyle çocuğumuzu olduğundan farklı ve üstün görme eğilimine sahip olabiliriz. Çocuklarını yeterince tanımayan aileler zaman zaman gerçekçi olmayan, çocuğu zorlayan ve yoran beklentilere de sahip olabilmektedirler. Bazı aileler de çocukları başarılı oldukça “daha fazla, daha fazla” diyerek bunu abartma eğilimine girebilmektedir. Gerçekçi ve dengeli olmayan beklentilerin çocuğa verebileceği zarar, ailenin yüksek beklentisi altında ezilen çocuğun, buna cevap veremeyip yenilgiyi kabullenerek yapabileceklerini de bir kenara bırakması ve gerilemesi olabilir.</p>
<p>Bu durum zaman içerisinde özgüven eksikliğine ve bu eksikliğin giderek derinleşmesine yol açarak çocuğumuzun &#8220;benlik algısını&#8221; yitirmesine sebep olabilir. Ailenin beklentilerinin yüksek olması çocuğun artık kendisi için değil de çocuğa yapılan masrafların boşa gitmemesi ve anne-babanın umutlarının kırılmaması için çalışmasına neden olabilir. Ayrıca çocuk için bir “kaygı kaynağı” oluşturup derslere ve öğrenmeye odaklanmasını engelleyebilir.</p>
<p>[&lt;div style='width:250px'&gt;&lt;strong&gt;'Okul ve dersler' &lt;/strong&gt;bölümünde, okulla ilgili her konuya ve çocuklarımızla iletişimimizi engelleyen ve çatışma sebebi olan ders, ödev, sınav sorunlarına değiniyoruz.&lt;/div&gt;]</p>
<p>Ders çalışmama davranışını diğer olumsuz özellikleri ile bir araya getirip çocuğu oradan vurmaya çalışmayın. Ders çalışmayı sürekli gündemde tutarsanız çocuğunuz siz onun hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunduğunuzda veya sizden intikam almaya kalktığında bu durumu mutlaka değerlendirecek sizden intikam alırken sizi ders çalışmayarak vuracaktır. Ya da çocuğa ders çalış diye baskıyı artırdığınızda çocuk bunun intikamını alırken size ders çalışıyormuş gibi görünecek, o esnada siz farkında olmadan kendini dersin haricinde şeylerle meşgul edecektir. Eğer ne yaptığı hakkında çok iyi bir fikriniz yoksa bu saflığınızı iyi kullanacaktır.</p>
<p>Eleştiride tost tekniği</p>
<p>Bir önceki yazımızda söylemiş olduğumuz o üstün özellikler şimdi burada bize lazım olacak. Eleştirmeniz gerektiğinde önce üstün özelliklerini sonra geliştirilmesi gereken özelliklerini söyleyin sonra yeniden bir başka üstün özelliğini söyleyin. Yani önce övün sonra dövün sonra tekrar övün. Yani eleştirilerinizi süsleyin. Hem yıkıcı ve kırıcı olmazsınız hem de etkisini hemen görürsünüz. Çocuğun “benlik algısını” da zedelememiş olursunuz.</p>
<p>Sürekli kontrolör olmayı bırakalım</p>
<p>Sürekli ödevlerini yapıp yapmadığı sorgulanan çocukta &#8220;nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır, ödevlerimi benim yerime düşünen birileri var&#8221; anlayışı gelişmeye başlar. Bunu da sizin göreviniz olarak görür.  Hep sizin hatırlatmanızı bekler. Şöyle düşünmeye başlar artık “annem – babam hatırlatıncaya kadar yapmayayım, nasıl olsa onlar hatırlatırlar, onlar söyleyinceye kadar bekleyeyim.” Kendimizi çok da zorlamayalım. Unutmayın ki dersin çalışılması gerektiğine, çalışmanın başarılı olmak için bir gereklilik olduğuna inanan ve bunu isteyen biz değil çocuğumuz olmalıdır. Sizin hatırlatmanızı kendisi için “ilgi kaynağı” olarak görmeye başladığında hep bunu isteyecektir. Bu da zaman içerisinde çocuk tarafından “anne – babasının ilgisinin çocuğun ders çalışmasıyla ortaya çıkacağı” algısına dönüşmeye başlar.</p>
<p>Başarılı olmak takım çalışmasının beraberinde ortaya çıkar</p>
<p>Anne – babalar çocuklarının çalışması için ısrar ettikçe dede, nine ve diğer akrabalar anne-babanın “çocuğa yüklendiğini” düşünürler. Anne – babasını da  “o daha küçük, yapamaz, zamanı gelir” gibi ifadelerle çocuğun önünde farkında olmadan güçsüz ve etkisiz bir duruma getirmeye çalışırlar. Ailedeki herkes dedeler, nineler ve diğer yakınlar aynı anlayışı ve tutarlılığı gösterebilmelidir. Bu bir takım çalışmasıdır. Anne – babalar çocuklarının dede ve ninelerine bu durumu hoş bir iletişim ve paylaşımla açıklayıp ikna ederek onları amaçları doğrultusunda çok ta iyi kullanabilirler. Belki dede, nine ve diğer yakınların bu konudaki sözleri ve çabaları çocuk için daha etkileyici olacaktır.</p>
<p>Çocuğunuzdan beklediğinizi önce siz verin</p>
<p>Aileler çocuklarının kreş, anasınıfı veya ilköğretime başlamasıyla kendilerini de yaklaşık olarak 15-20 yıl devam edebilecek bir beklentinin içine sokuyorlar. Ailelerin şu soru artık zihinlerini kemirmeye başlıyor “acaba çocuğum başarılı olabilecek mi veya nereye kadar devam edecek?” Bu beklenti uzun, zorlu ve en üst düzeyde sabır isteyen bir beklentidir. Hem bizim için hem de çocuğumuz için. Çocuğumuzdan beklediğiniz sabrı, kararlılık ve sorumluluğu biz de gösterebilmeliyiz. Zaman zaman kırılma noktaları karşımıza çıkacaktır. Dönüm noktaları ve geçişler zorlu olacaktır. Bunlar çocuğunuzun size en çok ihtiyacı olduğu zamanlardır. O en kötü olduğu durumda siz en iyi olmak zorundasınız. (En iyi olmak mükemmel olmak değil, elinizden geldiği kadar en şefkatli, en anlayışlı ve en özverili olmaya çalışmanızdır.) Çünkü en çok size ihtiyacı var.</p>
<p>Çocuğunuzun sokak arkadaşlarını ve sınıf arkadaşlarını iyi tanıyın.</p>
<p>Çocuğunuzdaki ani davranış değişikliklerinin arkadaşlarının etkisiyle hemen ortaya çıkabileceğini unutmayın. Eğer çocuğunuz ani davranış değişiklikleri gösteriyorsa burada arkadaş çevresini iyi incelemek gerekiyor. Çocuğunuzun arkadaş çevresi özellikle çocukluktan ergenliğe geçerken ve ergenlikte çok önemlidir. Özellikle bu dönemde çocuğun arkadaşlarının etkisi sizin çocuk üzerindeki etkinizden daha büyüktür. Çocuk sizin kapsama alanınızdan çıkıp kendisine yeni bir kapsama alanı kurmaktadır ve bu kapsama alanında sizden daha çok arkadaşlarının yeri vardır. Çocuk kendisini arkadaş çevresine kabul ettirebilmek için o grubun “samimiyet testleri” nden geçer. “Hadi bugün okulu kıralım” gibi. Çocuğumuzun arkadaşlarını da iyi tanımak zorundayız. “Gençken yapılacak birçok şey” önce arkadaş etkisiyle denenir ve yapılır.</p>
<p>Sınıf arkadaşlarını ve özellikle yanındaki arkadaşını iyi tanıyın</p>
<p>Örneğin yanındaki, önündeki ve arkasındaki arkadaşı çocuğunuzun ders dinleme alışkanlığını doğrudan etkiler. Dikkat edilirse ders başarısı düşük olan çocukların ders dinleme alışkanlığı da çoğunlukla zayıftır. Böyle bir şeyin söz konusu olup olmadığı ders öğretmenlerinden öğrenilebilir.</p>
<p>Her çocuk kendisi kadar özeldir</p>
<p>Ailelerimizin gözümüze çarpan yanlışlarından biri de çocuğunu sınıftaki diğer arkadaşları ile veya sokaktaki, mahalledeki çocuklarla karşılaştırmaktır. Karşılaştırmak gizli suçlamaktır ve çocuğunuz hemen fark eder. Bunun şöyle bir olumsuz sonucu ortaya çıkabilir: Çocuğunuz karşılaştırıldığı kimseye belli bir zaman sonra daha soğuk davranmaya başlayıp onunla arasındaki duygusal bağ zayıflayabilir. Çocuğunuzu komşunuzun çocuğu veya sınıfındaki diğer arkadaşıyla karşılaştırmak yerine aileden başarılı olmuş büyükler ve diğer tanınmış kişilerden örnekler daha etkili olabilir.<br />
Sorumluluk bilinci, otokontrol ve iç disiplin kazandıralım</p>
<p>Eğer çocuğunuz siz söylemeden kendi kendine ders çalışmaya başlayabiliyorsa bu farkındalık düzeyinin geliştiğinin ve bireysel sorumluluğunun şuurunda olduğunun bir göstergesidir. Bir çok anne-babanın şikayeti gibi siz de çocuğunuzun kendi başına ders çalışmaya oturmadığından şikayetçi iseniz çocuğunuza nasıl ders çalışacağını öğretmek yerine önce sorumluluk duygusunun kazanılmasını sağlamak şarttır. Çünkü sorumluluk bilinci otokontrol dediğimiz çocuğun kendi kendini kontrol edebilmesini sağlayacak, disiplin anlayışını geliştirecektir. Çalışmaya başlamak, çalışmayı devam ettirmek, çalışmayı devam ettirebilecek motivasyonu kazanmak ta bunların içindedir. Sorumluluk duygusunun kazanılması size ve çocuğunuza ergenliğinde, kendisine de hayatının her aşamasında lazım olacaktır. Unutmayalım bizler her zaman çocuğumuzun yanında olamayacağız. Sorumluluk bilinci çocuğumuza en çok kendi başına hareket etmek zorunda kaldığı durumlarda lazım olacaktır. Herhalde bundan sonraki yazımız sorumlulukla ilgili olacak.</p>
<p>Çocukların bazı derslere çalışmayı özellikle istememesinin nedeni o derste yaşadığı başarısızlıklar ve o derse karşı geliştirdiği tutum ve özgüven eksikliği olabilir. Özgüven eksikliğini giderebilmek için küçük başarıların özellikle de o dersle ilgili başarıların anında ödüllendirilmesi gibi bir yol izlenebilir. Çocuğumuzun o dersle ilgili tutumunu değiştirmeden o dersi öğrenmesini ve başarılı olmasını sağlamak gerçekten zordur. Anlayışın olumlu hale getirilmesi sonuçları da etkileyecektir.</p>
<p>1921 yılında ABD de Stanford Üniversitesinde normalin üzerinde zekaya sahip olan 1528 tane öğrenci üzerinde bir araştırma yapılır. Konusu “zekanın başarılı olma üzerindeki etkisi” dir. Herkes başlangıçta “zeka başarılı olmak için en önemli değişkendir” düşüncesine sahipken araştırma çok farklı bir sonuç ortaya koyar: Başarılı olmada zekadan daha önemli 3 şey: Özgüven – İç disiplin – Hedef sahibi olmak.</p>
<p>Anne – babalarımızın önemli bir yanılgısı var. 2, 3, 4 saat odasında kitap defterin üzerine abanmış çalışıyor zannettiğiniz çocuğunuz belki de hiç çalışmıyor. Siz ise şöyle diyorsunuz “çocuğum 3 saattir kafasını kaldırmadan ders çalıştı, mübarek kitabın üzerine uyumuş kalmış” unutmayalım önemli olan kafayı kaldırmadan ders çalışmak değil belki az ve nitelikli çalışmak. Burada anne – babaya da önemli bir görev düşüyor: o da verimli çalışmayı çocuğunuz kadar siz de bilmek zorundasınız.</p>
<p>Onun ve kendinizin öğrenme stilini biliyor musunuz?</p>
<p>Mutlaka dikkat, algılama, kişilik, ABT (akademik benlik tasarımı), çalışma alışkanlığı, üstün yetenek erişim envanteri gibi hem “çocuğunuzu nicel olarak tanımanızı” sağlayacak hem de ders ve okul başarısına çok ciddi katkıları olabilecek konularda test uygulatarak uzman yardımı almaya çalışın. Dikkat ve algı testi daha çok okuma ve dinlemenin geliştirilmesi sonucu ile sınavlarda, kişilik ve ABT çocuğun kendisini genel olarak nasıl gördüğü ve özgüveni ile ilgili olarak, çalışma alışkanlığı testi çocuğunuzun dinleme – not alma – bireysel çalışma ile ilgili yeterli olup olmadığını, üstün yetenek erişim ise çocuğun geliştirilebilir, farklı ve üstün özelliklerini görmemizi sağlar. Daha da önemlisi siz ve çocuğunuz öğrenme stilinizi öğrenmiş ve geliştirmiş olursunuz.</p>
<p>Plan ve Uygun Taktik Geliştirmek</p>
<p>Bazı çocuklar sıralı ve sürekli birbirinin aynısını tekrar ederek izleyen işleri yapmakta zorlanırlar. Bu tür öğrenciler bir programa uymakta da zorlanırlar. Onun için programları sevmezler genellikle. Anne – babalara tavsiyemiz çocuğunuzu 1 hafta çok iyi gözlemleyin ve not alın. Okuldan geldikten sonra okula gidinceye kadar zamanı nasıl geçiyor. Hangi saatlerde neler yapıyor, not alın. Zaman olarak özellikle boşluklarını yakalayın. Çok verimsiz geçirdiği süreleri tespit edin. Çocuğun “olmayan o genel programına” dokunmadan verimsiz geçirdiği boşlukları siz doldurun. Çünkü yeni alışkanlıkların yerleşmesi için eski alışkanlıkların çözülmesi gereklidir. Alışkanlıklar değişmezse sonuçlar da değişmez. Dersleri programa beraber yerleştirin. Yerleştirirken başaramadığı derslere biraz daha ağırlık vererek yerleştirin. Eğer katkısı olursa programı sahiplenir, kolay uyum sağlar. Her gün okuldan geldikten sonra bir müddet çocuğunuzun dinlenmesi amacıyla serbest zaman etkinliği olsun. Çocuğun da ders dışı bir hayatının olması gerektiğini unutmayalım. Bu zaman zarfında rahatlasın, uzansın, oyun oynasın vb. Dersler çalışılırken birbirini bir sayısal ders bir sözel ders şeklinde izlesin. En dinlenmiş olduğu zamanlarda en az bildiği ve en zayıf olduğu dersi çalışsın.</p>
<p>Zamanı değerlendirme bilinci</p>
<p>Zamanı değerlendirme ile ilgili okuduğum bir kitapta çok dikkatimi çeken iki istatistik veri vardı. Birisi bunu geliştiren adamın adıyla anılan “yaptığımız işlerin % 20 si elde ettiğimiz sonuçların % 80 ini sağlar” diye ifade edilen Pareto ilkesi diğeri de “zamanı kullanmayı % 5 daha etkili hale getirdiğimizde buna dayalı sonuçlar da % 85 artar” kurallarıydı. Çocuğumuzun başarılı olması aynı zamanda zamanını iyi kullanmasına da bağlı. Yukarıdaki ilkeler aslında bize şunu gösteriyor: küçük bir çabayla çok büyük sonuçlar elde edilebilir</p>
<p>O ders çalışırken siz ……</p>
<p>Çocuğun çalışma odası ve masasının düzenli olmasını sağlayın. Çalışma odasında çalışmaya alternatif oluşturacak (internet, tv., oyun vb.) bir şey olmamasına dikkat edin.</p>
<p>Çocuğunuz ders çalışırken siz ebeveyn ve diğer kardeşler olarak içeride odasında ders çalışan çocuğu “ben burada ders çalışıyorum onlarsa film izliyorlar” diye çekebilecek davranışlardan da sakınmalısınız. O ders çalışırken kendinize ait bir meşguliyet bulmak en iyisi. Ya da kitap okuyup güzel ve nitelikli sohbet etmek olabilir. Bu davranışımız aynı zamanda çocuğa da örnek olacaktır. Çünkü anne – babalardan en çok gelen şikayetlerden biri de “çocuğum kitap okumuyor” şeklindedir. Biz de şunu soruyoruz “siz çocuğunuza göstere göstere kitap okuyor musunuz?” çocuk görmediğini öğrenmez ve yapmaz.</p>
<p>Yanlışa ve olumsuza odaklı olmak</p>
<p>Bizler çoğunlukla bir şeyi tenbih ve nasihat ederken olumsuzluklardan yola çıkarak devam ederiz. “Dersine çalışmazsan başarısız olursun” yerine “başarılı olmak için şunları yapmalısın” veya “şöyle yaparsan daha başarılı olursun” gibi. Çünkü bilinçaltı olumluyu algılama eğilimindedir.</p>
<p>Çocuğumuzu okula karşı negatif etkileyecek, okulla, öğretmeniyle ve okumakla ilgili olumsuz eleştirileri onun yanında yapmayalım. Çocuğumuzun hayatında neyi çoğaltmak istiyorsak ona vurgu yapalım, değiştirmek istediğimiz davranışını odağa alalım.</p>
<p>Yanlış soru: Bu gün okulda ne yaptın?</p>
<p>Çocuk okuldan geldiğinde anne-babaların sorduğu en beylik bir o kadar da yanlış olan soru budur: bu gün okulda ne yaptınız? Onun yerine şu soruyu sorsak: “bu gün okulda tam olarak ne öğrendiniz?” Çocuk öncesinin de verdiği bir alışkanlıkla ısrarla ne yaptığını söyleyecektir. Siz de ısrarla istediğiniz cevabı alıncaya kadar aynı soruyu sormaya devam edin: “bu gün okulda tam olarak ne öğrendiniz?” Bu soru çocuğun okulda öğrendiklerini size de özetlemesini sağlayacak adeta küçük bir tekrar olacaktır. Cevap veremediğinde yönlendirici sorularla onu çözmeye çalışın: “mutlaka benimle paylaşmayı istediğin çok güzel şeyler vardır” gibi. Çocuk, bu soruyla muhatap olacağını bildiği için derslerde daha dikkatli olmaya çalışacaktır.</p>
<p>Yanlış emir: “hadi yavrum dersine çalış”</p>
<p>Bunun yerine “dersine yemek yemeden önce mi yemeğini yedikten sonra mı çalışmak istersin” gibi bir soru sormak çocuğa tercih hakkının olduğunu gösterecektir.</p>
<p>Ülkemizde yapılan bir araştırma ders başarısı düşük 7-17 yaş grubu çocukların yarısının anne baba ilişkilerinin kötü olduğu, yarısından fazlasının ise babalarının çocuklarına vakit ayıramayacak kadar meşgul oldukları görülmüştür.</p>
<p>“Hocam bütün her şeyi yaptım, yine de olmuyor, olmuyor” diyen ebeveynlere de çok rastlıyoruz. Bir davranışın yerleşmesi, o davranışın alışkanlık halinde devam etmesi ve kişilik haline gelmesi çok sabır isteyen bir durumdur. Biz en çok şuna şahit oluyoruz: anne – baba birkaç kere deniyor, olmadı hemen vazgeçiyor. Çocuğun bazı şeyleri yapmamak için gösterdiği sabrı, kararlılığı ve tutarlılığı maalesef büyüklerde göremiyoruz. Eğer davranış yapılmadığında beyin vücudu rahatsız ediyor kaygı ve endişeye sebep oluyorsa o davranışın alışkanlık haline gelmesinde önemli bir yol kat ediliyor demektir. Çocuğunuz kendi kendine ders çalışmaya başlayıncaya ve bunu sürdürebilir bir hale gelinceye kadar büyükler yol gösterici olmalıdır.</p>
<p>Uğur Ataseven</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/cocugum-ders-calismiyor-diyenler-icin-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NOEL BABA VE NASRETTİN HOCA ARASINDA 10 FARK</title>
		<link>http://guzelyurt.org/noel-baba-ve-nasrettin-hoca-arasinda-10-fark.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/noel-baba-ve-nasrettin-hoca-arasinda-10-fark.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2011 15:13:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nasreddin Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[NOEL BABA VE NASRETTİN HOCA ARASINDA 10 FARK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[Fark:1 Noel Baba çocukları beleşçiliğe alıştırır. Nasrettin Hoca çocukları çalışmaya ve karşılığını vererek almaya çağırır. “Parasını  veren düdüğü çalar” der. Fark:2 Noel Baba yeşili sevmez ve çam ağaçlarının düşmanıdır. Nasrettin Hoca ağacın önemine işaret eder ve “bindiğin dalı kesme” der. Fark:3 Noel Baba hayalcidir. Havada uçan bir geyik ve onun çektiği bir araba çocukları hayalciliğe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fark:1</p>
<p>Noel Baba çocukları beleşçiliğe alıştırır.</p>
<p>Nasrettin Hoca çocukları çalışmaya ve karşılığını vererek almaya çağırır. “Parasını  veren düdüğü çalar” der.</p>
<p>Fark:2</p>
<p>Noel Baba yeşili sevmez ve çam ağaçlarının düşmanıdır.</p>
<p>Nasrettin Hoca ağacın önemine işaret eder ve “bindiğin dalı kesme” der.<br />
<span id="more-474"></span><br />
Fark:3</p>
<p>Noel Baba hayalcidir. Havada uçan bir geyik ve onun çektiği bir araba çocukları hayalciliğe çağırır.</p>
<p>Nasrettin Hoca gerçekçidir. Elle tutulur ve gözle görülür bir eşeği vardır.</p>
<p>Fark:4</p>
<p>Noel Baba maddiyatçıdır. Çocukları ıvır zıvır ve yalnızca maddi değeri olan    oyuncaklarla kandırmaya çalışır.</p>
<p>Nasrettin Hoca maneviyatçıdır. Paraya çevrilmeyecek zenginliklerin peşindedir.</p>
<p>Fark:5</p>
<p>Noel Baba karaktersizdir. Kapıdan kovsanız bacadan girer.</p>
<p>Nasrettin Hoca şahsiyet sahibidir. Kendisine itibar gösterilmeyen yerde yemeği kürküne yedirir.</p>
<p>Fark:6</p>
<p>Noel Baba milliyetsizdir. Avrupa ile Amerika arasında havada uçar gezer.</p>
<p>Nasrettin Hoca öz be öz Türk ve Müslümandır.</p>
<p>Fark:7</p>
<p>Noel Baba kapitalist tüketim çılgınlığının bir sömürü aracıdır.</p>
<p>Nasrettin Hoca insanı düşünmeye çağıran bir tefekkür insanıdır ve güldürürken bile düşündürür.</p>
<p>Fark:8</p>
<p>Noel Baba yılda bir ortaya çıkan bir figür ya da yılda bir kez şişirilen balondur.</p>
<p>Nasrettin Hoca aramızda dolaşan bir yıldızdır ve büyük bir değerdir.</p>
<p>Fark:9</p>
<p>Noel Baba kış günleri ve karanlık gecelerde ortaya çıkar. Bu hâliyle insanda hep soğukluğu ve karanlığı çağrıştırır. Noel Baba insana bir karabasan gibi çöker ve kasavet verir.</p>
<p>Nasrettin Hoca ise kırlarda, ovalarda, camilerde, evlerde, şehirlerde ve apaydınlık huzurlu yerlerde karşımıza çıkar. Nasrettin Hoca bu hâliyle insana huzur ve ferahlık verir.</p>
<p>Fark:10</p>
<p>Noel Baba babalığını görmediğimiz, sorumluluğu olmayan bir Şam Babasıdır.</p>
<p>Nasrettin Hoca ise topluma önder konumundaki Değerli bir Hocadır.</p>
<p>Derleyen : Ahmet SANDAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/noel-baba-ve-nasrettin-hoca-arasinda-10-fark.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böğürtlen yaprağının faydaları</title>
		<link>http://guzelyurt.org/bogurtlen-yapraginin-faydalari.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/bogurtlen-yapraginin-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2010 13:22:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Böğürtlen yaprağı ve öksürüğe olan faydası]]></category>
		<category><![CDATA[Böğütlen yaprağının faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=470</guid>
		<description><![CDATA[Bugün sizlere böğürtlen yaprağının faydasından bahsedeceğim. Yalız başında söyleyem.  Bunlar kitaplardan alınmış bir yazı değil. Birebir tecrübe edilmiş bir tavsiyedir. Eğer kuru öksürüğünüz , boğaz ağrısı kuruluğu ve boğazınıza gıcık yapan  problemleriniz olduğunda Su kenerlarında dere kenarlarında böğürtlen bitkisini bilmeyenimiz yoktur.  Öyle ise ne yapmamız gerekiyor. Makas yada benzeri bir aletle böğürtlenin yeşil yaprakları yada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün sizlere böğürtlen yaprağının faydasından bahsedeceğim. Yalız başında söyleyem.  Bunlar kitaplardan alınmış bir yazı değil. Birebir tecrübe edilmiş bir tavsiyedir.</p>
<p>Eğer kuru öksürüğünüz , boğaz ağrısı kuruluğu ve boğazınıza gıcık yapan  problemleriniz olduğunda Su kenerlarında dere kenarlarında böğürtlen bitkisini bilmeyenimiz yoktur.  Öyle ise ne yapmamız gerekiyor. Makas yada benzeri bir aletle böğürtlenin yeşil yaprakları yada kurumuş olan yaprakları kopartılır bir avuc miktarı olmak kaydı ile önce normal su ile yıkanır. su sıcak olmayacak. Sonra yıkadığımız böğürtlen yaprağını  çaydanlık yada benzeri bir kaba koyup kaynatma aşamasına kadar ateş üzerinde tutuyoruz. sadece bir defa kaynatıp yani bir takla kaynatıp ocağı kapatıp içeceğiniz çay sıcaklığı seviye getiriyoruz.<span id="more-470"></span> Sonra kaynattığımız böğürtlen yaprağını yada böğürtlen çayımızı bal yada seker ile tatlandırıp 2-3 gün güne iki defa olmak kaydı ile içiyoruz. Bakacaksınız ki haftalardır devam eden Öksürük ve benzeri boğaz şikayetleriniz bitmiş olacak. Bu bilgi gerçek ve uygulama sonucunda bu sorundan kurtulduğum için başla insanlarında bundan istifade etmesi için yazıyorum. Yorum ve düşüncelerinizi bekliyorum<br />
Nuri yağmur-Malatya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/bogurtlen-yapraginin-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat için gerekli Olmazsa olmaz yaşam öğeleri</title>
		<link>http://guzelyurt.org/hayat-icin-gerekli-olmazsa-olmaz-yasam-ogeleri.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/hayat-icin-gerekli-olmazsa-olmaz-yasam-ogeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2010 05:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat için gerekli Olmazsa olmaz yaşam öğeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[Potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[Su]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[1.. Oksijen 2. Su 3. Tuz 4. Potasyum 5. Egzersiz 6. Yaglar 1 &#8211; Kimse bunlar olmadan yasayamaz. Tip su ve tuzun diyet olarak alimini gozardi ederken, bir yandan da serum verir. Serum dedigimiz sey ise su ve tuzdan olusur. 2. Sagliksiz kisiler az su icer ve vucutta adeta kurakliga yol acan diuretik, kafein ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.. Oksijen<br />
2. Su<br />
3. Tuz<br />
4. Potasyum<br />
5. Egzersiz<br />
6. Yaglar</strong></p>
<p>1 &#8211; Kimse bunlar olmadan yasayamaz.<br />
Tip su ve tuzun diyet olarak alimini gozardi ederken, bir yandan da serum verir. Serum dedigimiz sey ise su ve tuzdan olusur.<br />
2. Sagliksiz kisiler az su icer ve vucutta adeta kurakliga yol acan diuretik, kafein ve alkol v.b. kullanirlar<br />
3. Vucudumuzda hucre disindaki tuz orani okyanustaki su/tuz oranina cok yakindir.<br />
4. Ortacag&#8217;da insanlar tuzdan yoksun birakilarak korkunc olumlere maruz kaliyordu.<br />
5. Anne rahmindeki bebegin cevre ortami su ve tuzdan olusur..<span id="more-466"></span><br />
Oncelikle, rafine tuzla deniz tuzu arasinda cok fark var. Deniz tuzunda bulunan 80 elementten bazilari:<br />
%                   %<br />
Klor 50.90 Cinko .00275<br />
Sodyum 33.00 Bakir .00195<br />
Sulfur .820 Manganez .0018<br />
Magnezyum .441 Aluminyum ..0095<br />
Potasyum .227 Silikon .052<br />
Kalsiyum .128 Karbon .049<br />
Demir .012</p>
<p>Alzheimer&#8217;e yol actigi bilinen ve vucutta bulunmasinin hic bir yarari saptanmayan Aluminyum&#8217;u bir tarafa birakirsak, diger elementlerin hemen hepsi kemik yapisindan enerji uretimine, kansizliktan bagisiklik sistemine pek cok yasamsal surecte gerekli.</p>
<p>Deniz tuzunun yararlari ve hayati fonksiyonlari :</p>
<p>1. Tuz duzensiz kalp atiminin en etkili onleyicisidir. Yuksek tansiyona yol actigina iliskin yanlis kaninin aksine, su ile birikte tansiyonu duzenlemekte onemli role sahiptir. Onemli olan oranlardir. New York Albert Einstein Tip Okulu Epidemiyoloji<br />
Bolum Baskani Dr. Michael Alderman, arastimalarinin sonucunda tuzsuz diyet yapanlarin zamansiz olum riskinin daha fazla ciktigi iddiasinda.<br />
2. Tuz, ozellikle beyin hucreleri olmak uzere vucuttan asidin uzaklastirilmasinda hayati islev gorur. Asidin kanser ile iliskisi nedeniyle kanserden korunmada da deniz tuzunun cok etkili oldugu iddia ediliyor.<br />
3. Tuz, kan seker duzeyini dengelemekte hayati onemdedir. Diyabetli hastalara gerekli bir elementtir.<br />
4. Hucrede hidroelektrik enerji uretimi icin gereklidir.<br />
5. Dogum anindan olume kadar sinir sistemi hucrelerinin iletisim kurmalari ve beynin calistigi her anda bilgi islemek icin gereklidir.<br />
6. Besin parcaciklarinin barsaktan emilimi icin gereklidir.<br />
7. Akcigerlerin mukus ve balgamdan temizlenmesinde etkilidir.<br />
8. Sinuslerin temizliginde etkilidir.<br />
9. Uykuyu duzenler. Dogal bir hipnotiktir.<br />
10. Kas kramplarinin onlenmesinde onemlidir.<br />
11. Uyku esnasinda agizdan salya akmasini onler. Asiri salya tuz eksikligine isaret eder.<br />
12. Saglam bir kemik yapisi icin gereklidir. Tuz ve su eksikligi kemik erimesinin ana nedenleridir.<br />
13. Dile tuz koymak israrli kuru oksurugu keser.<br />
14. Gut ve artritin onlenmesinde onemlidir.<br />
15. Cinsellik ve libidoda onemlidir.<br />
16. Bacak ve uylukta varis ve orumcekagsi damarlanmayi onler.<br />
17. Asiri tuz eksikligi olumcul su intoksikasyonuna (zehirlenmesine) yol acabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/hayat-icin-gerekli-olmazsa-olmaz-yasam-ogeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağlı saçların bakımı nasıl yapılır?</title>
		<link>http://guzelyurt.org/yagli-saclarin-bakimi-nasil-yapilir.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/yagli-saclarin-bakimi-nasil-yapilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 21:25:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kepeğe karşı kil ile yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[Kepekli saçlar]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Bakım Seti]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlı saçlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlı saçların bakımı nasıl yapılır?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Konu İçerisinde bulacaklarınız:saç bakım önerileri, saç bakımı, saçlarımıza bakalım, yağlı saç problemi, yağlı saç sorunları, yağlı saçlar, yağlı saçlar için öneriler, yağlı saçların bakımı Yağlı saçlar diğer saçlara göre temizlenmesi ve bakımı en zor saçlardır. İşte sizlere yağlı saçların bakımı ile ilgili püf noktalar Bakım: Saçınızın yağlı görünmemesi için sık sık yıkamanız şarttır. Fazla yağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konu İçerisinde bulacaklarınız:saç bakım önerileri, saç bakımı, saçlarımıza bakalım, yağlı saç problemi, yağlı saç sorunları, yağlı saçlar, yağlı saçlar için öneriler, yağlı saçların bakımı</p>
<p>Yağlı saçlar diğer saçlara göre temizlenmesi ve bakımı en zor saçlardır. İşte sizlere yağlı saçların bakımı ile ilgili püf noktalar</p>
<p>Bakım: Saçınızın yağlı görünmemesi için sık sık yıkamanız şarttır. Fazla yağı alıp, gözenekleri sıkıştıran özel bir şampuan kullanmalısınız.<span id="more-462"></span></p>
<p>Saç Derinizi Yatıştırın: Yağ üretimini yeniden normal dengesine kavuşturabilirsiniz. Aktarlardan bulabileceğiniz doğal kil ile yapacağınız saç maskesi, saçınızın daha uzun sürede yağlanmasına yardımcı olur. Bunun için maskeyi 5-10 dakika bekletip saçınızı şampuanlamanız yeterli.</p>
<p>Zorlamayın: Saç derinizi yıpratabilecek her şeyden kaçının.. Saçınızı fazla sıcak fönle kurutmayın. Hatta en iyisi kendi kendine kurumaya bırakmaktır. Sadece ılık suyla yıkayın ve çok fazla taramaktan kaçının.</p>
<p>Yağlı saçların bakımı için internetten derlediğim birkaç öneri</p>
<p>Yağlı saçların bakımı için öneriler</p>
<p>Yağlı bir saç için en etkili bakım ürünü elma sirkesidir.. Saçlarınızı yıkadıktan sonra son durulama suyunuza bir çay bardağı kadar elma sirkesi karıştırırsanız saçlarınızın daha parlak ve daha az yağlanan bir yapıya kavustuğunu göreceksiniz.</p>
<p>Bir diğer öneri ise Limon durulaması; yağlı saçlar için 1 limonun ince rendelenmişkabuğu ve 1 tatlı kaşığı dolusu incekıyılmış ıhlamur, yarım litre soğuk suya eklenir ve kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 10dakika demlenmeye bırakılır ve süzülür. 8 limonun suyu ile birlikte, hepsi bir şişeye veya kavanoza aktarılır ve çalkalanarak 2 gün bekletilir. Saçlar yıkandıktan sonra, 1 litreılık durulama suyuna, şişedeki sıvının 1/8bölümü eklenir ve durulama yapılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/yagli-saclarin-bakimi-nasil-yapilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi Okuma Yazma Değerleri</title>
		<link>http://guzelyurt.org/osmanli-donemi-ve-cumhuriyet-donemi-okuma-yazma-degerleri.html</link>
		<comments>http://guzelyurt.org/osmanli-donemi-ve-cumhuriyet-donemi-okuma-yazma-degerleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2010 11:34:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim ve Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi Okuma Yazma Değerleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://guzelyurt.org/?p=459</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de Okuma – Yazma Osmanlı döneminde okuma yazma oranlarına bakıldığı zaman erkek nüfusunun eğitimine daha çok önem verildiğini görüyoruz. Kadınlarda sadece ayrıcalıklı sınıflar, maddi durumları iyi ise eğitim görme hakları oluyordu.. Ancak ne bugünün Türkiye’sinde, ne Cumhuriyet Dönemi ne de Osmanlı Döneminde kadın  okuma yazma oranları  çok yüksek olmamıştır. Şu an bile yaklaşık olarak 4 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de Okuma – Yazma</strong></p>
<p>Osmanlı döneminde okuma yazma oranlarına bakıldığı zaman erkek nüfusunun eğitimine daha çok önem verildiğini görüyoruz. Kadınlarda sadece ayrıcalıklı sınıflar, maddi durumları iyi ise eğitim görme hakları oluyordu.. Ancak ne bugünün Türkiye’sinde, ne Cumhuriyet Dönemi ne de Osmanlı Döneminde kadın  okuma yazma oranları  çok yüksek olmamıştır. Şu an bile yaklaşık olarak 4 milyon kadın nüfus okuma yazma bilmemektedir.<span id="more-459"></span><br />
<strong>Cumhuriyet Öncesinde Türkiye’de Eğitim Nasıldı?</strong><br />
47 bini aşkın okuyucunun ilgisine mazhar olan bahsi geçen yazının bir yerinde; “Osmanlı’nın son döneminde okuma yazma oranının yüzde 20’lere kadar düştüğü söylenmektedir .<br />
1897 yılı istatistiklerine göre Osmanlı Devleti’nde okuma yazma bilenlerin oranı maalesef % 10’un da altındaymış. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda göreceksiniz. Biz şimdi gelelim asıl konumuza.<br />
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesinde toplam nüfusunun 30 milyon olduğu tahmin edilmekle birlikte Anadolu Türkiye’sinin nüfusu 12 milyonun altındadır. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan nüfus sayımında Türkiye nüfusu 12,4 milyon olarak tespit edilmiştir. Bu iki veriden hareketle nüfus artış hızının oldukça düşük olduğu ifade edilebilir. Özellikle genç yaştaki erkeklerin uzun süre askerlik hizmeti altında olmaları, olumsuz sağlık koşulları ve savaş kayıpları nedeniyle nüfus artışı çok düşük seviyede gerçekleşmiştir. Aynı zamanda bu olumsuz koşullar, nüfusun yaş ve cinsiyet dağılımını kadınlar ve gençler aleyhine etkilemiştir.</p>
<p><strong>Osmanlı Döneminde  Eğitim</strong><br />
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında nüfusun eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu görülmektedir. 1897 yılı istatistiklerine göre Okuma yazma bilenlerin oranı % 10’un altındadır. Okuyan öğrencilerin cinsiyet dağılımına bakıldığında ilkokul’da cinsiyet oranı (Kız/Erkek) 0,40 iken bu oranın ortaokulda 0,15’e düştüğü görülmektedir.</p>
<p><strong>1897 Yılına Göre Osmanlı Devleti’nde Okul ve Öğrenci Sayıları</strong><br />
Okul Türü Okul Adedi Öğrenci Sayısı Erkek  Kız<br />
İlkokul 28.614  854.921 606.104 248.737<br />
Ortaokul 412  31.469  27.207 4.262<br />
Lise 55  5.419  4.892 -<br />
Kaynak: DİE, Osmanlı Devletinin İlk İstatistik Yıllığı 1897, (Ankara 1997)</p>
<p><strong>Cumhuriyet Dönemi’nde Okuma – Yazma  Oranları</strong></p>
<p>* 1927 de yapılan nüfus sayımında Türkiye’deki yetişkin nüfusun (7 yaş ve üzeri) ancak % 10,5’i okuma yazma bildiği tespit edilmiştir. Erkeklerin % 17,4’ü ve kadınlarda % 4,6’sı okuma yazma bilmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye’de Okuma – Yazma</strong></p>
<p>Osmanlı döneminde okuma yazma oranlarına bakıldığı zaman erkek nüfusunun eğitimine daha çok önem verildiğini görüyoruz. Kadınlarda sadece ayrıcalıklı sınıflar, maddi durumları iyi ise eğitim görme hakları oluyordu.. Ancak ne bugünün Türkiye’sinde, ne Cumhuriyet Dönemi ne de Osmanlı Döneminde kadın  okuma yazma oranları  çok yüksek olmamıştır. Şu an bile yaklaşık olarak 4 milyon kadın nüfus okuma yazma bilmemektedir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet Öncesinde Türkiye’de Eğitim Nasıldı?</strong><br />
47 bini aşkın okuyucunun ilgisine mazhar olan bahsi geçen yazının bir yerinde; “Osmanlı’nın son döneminde okuma yazma oranının yüzde 20’lere kadar düştüğü söylenmektedir .<br />
1897 yılı istatistiklerine göre Osmanlı Devleti’nde okuma yazma bilenlerin oranı maalesef % 10’un da altındaymış. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda göreceksiniz. Biz şimdi gelelim asıl konumuza.<br />
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesinde toplam nüfusunun 30 milyon olduğu tahmin edilmekle birlikte Anadolu Türkiye’sinin nüfusu 12 milyonun altındadır. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan nüfus sayımında Türkiye nüfusu 12,4 milyon olarak tespit edilmiştir. Bu iki veriden hareketle nüfus artış hızının oldukça düşük olduğu ifade edilebilir. Özellikle genç yaştaki erkeklerin uzun süre askerlik hizmeti altında olmaları, olumsuz sağlık koşulları ve savaş kayıpları nedeniyle nüfus artışı çok düşük seviyede gerçekleşmiştir. Aynı zamanda bu olumsuz koşullar, nüfusun yaş ve cinsiyet dağılımını kadınlar ve gençler aleyhine etkilemiştir.</p>
<p><strong>Osmanlı Döneminde  Eğitim</strong><br />
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında nüfusun eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu görülmektedir. 1897 yılı istatistiklerine göre Okuma yazma bilenlerin oranı % 10’un altındadır. Okuyan öğrencilerin cinsiyet dağılımına bakıldığında ilkokul’da cinsiyet oranı (Kız/Erkek) 0,40 iken bu oranın ortaokulda 0,15’e düştüğü görülmektedir.</p>
<p><strong>1897 Yılına Göre Osmanlı Devleti’nde Okul ve Öğrenci Sayıları</strong><br />
Okul Türü Okul Adedi Öğrenci Sayısı Erkek  Kız<br />
İlkokul 28.614  854.921 606.104 248.737<br />
Ortaokul 412  31.469  27.207 4.262<br />
Lise 55  5.419  4.892 -<br />
Kaynak: DİE, Osmanlı Devletinin İlk İstatistik Yıllığı 1897, (Ankara 1997)</p>
<p><strong>Cumhuriyet Dönemi’nde Okuma – Yazma  Oranları</strong></p>
<p>* 1927 de yapılan nüfus sayımında Türkiye’deki yetişkin nüfusun (7 yaş ve üzeri) ancak % 10,5’i okuma yazma bildiği tespit edilmiştir. Erkeklerin % 17,4’ü ve kadınlarda % 4,6’sı okuma yazma bilmektedir.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesinde toplam nüfusunun 30 milyon olduğu tahmin edilmekle birlikte Anadolu Türkiye’sinin nüfusu 12 milyonun altındadır. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan nüfus sayımında Türkiye nüfusu 12,4 milyon olarak tespit edilmiştir. Bu iki veriden hareketle nüfus artış hızının oldukça düşük olduğu ifade edilebilir. Özellikle genç yaştaki erkeklerin uzun süre askerlik hizmeti altında olmaları, olumsuz sağlık koşulları ve savaş kayıpları nedeniyle nüfus artışı çok düşük seviyede gerçekleşmiştir. Aynı zamanda bu olumsuz koşullar, nüfusun yaş ve cinsiyet dağılımını kadınlar ve gençler aleyhine etkilemiştir.Osmanlı Devleti’nin son yıllarında nüfusun eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu görülmektedir. 1897 yılı istatistiklerine göre Okuma yazma bilenlerin oranı % 10’un altındadır. Okuyan öğrencilerin cinsiyet dağılımına bakıldığında ilkokul’da cinsiyet oranı (Kız/Erkek) 0,40 iken bu oranın ortaokulda 0,15’e düştüğü görülmektedir.</p>
<p>Okul Türü     Okul Adedi    Öğrenci Sayısı Erkek  Kız</p>
<p>İlkokul    28.614          854.921          606.104 248.737</p>
<p>Ortaokul 412              31..469            27.207 4.262</p>
<p>Lise         55                5.419             4.892</p>
<p>-Kaynak: DİE, Osmanlı Devletinin İlk İstatistik Yıllığı 1897, (Ankara 1997)</p>
<p>* 1927 de yapılan nüfus sayımında Türkiye’deki yetişkin nüfusun (7 yaş ve üzeri) ancak % 10,5’i okuma yazma bildiği tespit edilmiştir. Erkeklerin % 17,4’ü ve kadınlarda % 4,6’sı okuma yazma bilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://guzelyurt.org/osmanli-donemi-ve-cumhuriyet-donemi-okuma-yazma-degerleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

