reklam

Çocuğum Ders Çalışmıyor Diyenler İçin Öneriler

7 sene önce admin tarafından yazıldı ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

Biz anne babalar çocuğumuzun sınıfında dersini en iyi yapan, çalışma noktasında öğretmenlerinin beğenisini toplamış, arkadaşlarına da örnek olan bir öğrenci olmasını isteriz. Anne babaların çalışkan öğrencileri hayranlıkla izlediğini, o çocukların durumlarından etkilenerek kendi çocuklarına da örnek olmasını istediğini, derslerine çalışan öğrencilerin “bunu nasıl yaptıklarını ve acaba kendi çocukları için de yapılıp yapılamayacağını” düşündüklerini gözlemleriz.

Anne babalar bir taraftan bunları düşünürken ve bazı öğrencilerin nasıl başarabildiğini merak ederken, kendilerini de etkili ve verimli ders çalışma konusunda çocukları için yeterli hale getirme noktasında ihtiyaç hissetmektedirler.

Bu yazı dizisinde verilen bilgilerle birlikte aileler “çocuklarının daha etkili ders çalışma alışkanlığı” kazanmasında neler öğreneceklerini, öğrendiklerinin önemi ve faydasını, öğrenince de nerede ve nasıl uygulayabileceklerini görecek; kısacası ulaşmak istedikleri sonuçları daha iyi ve etkili hale getirmek için çalışacaklardır.

Öğrencilere zaman zaman uyguladığımız anketlerde sorduğumuz sorulardan biri de genellikle “anne-babanızın hangi davranışı veya sözü sizi çok fazla rahatsız eder?” sorusudur. Bu sorunun cevabının;
“Dersini yaptın mı?”
“Ödevlerini tamamladın mı?”
“Neden dersine çalışmadın?”
“Dersine ne zaman çalışacaksın?”
“Yazılıya çalıştın mı demelerinden rahatsızlık duyuyorum” olduğunu görüyoruz.

Ailelerin de birbirine benzer şikayetlerini zaman zaman duymaktayız:
“Hocam ben ders çalış demezsem asla ders çalışmıyor”
“Aslında benim çocuğum zehir gibi ama çalışmıyor”
“Yarın yazılı var ama hiç bana mısın demiyor”
“Ders için odaya girmesiyle çıkması bir oluyor”
“Ödev var mı diyorum, öğretmen vermedi diyor” vb. şikayetleri daha da uzatabiliriz. Aslında burada bir suçlu arıyoruz.

Çocuklarımızın ders çalışma alışkanlıkları ve çalışma davranışları olumsuz olması halinde aile içerisindeki iletişimi de zedeleyebilmektedir. Hatta bazı ebeveynlerin çocuğun ders çalışma problemini çocuk üzerinde bir baskı unsuru haline getirebildiklerini de görebiliyoruz.

Eğitimci olarak gözlemlediğim bir durum var. Bizler çocuklarımıza “ödevlerini / derslerini yapıp yapmadıklarını” sorarken aslında kendi görevimizi geçiştiriyoruz veya farkında değiliz. Anne babalar olarak çocuklarımızın okul dersleri ve başarısıyla ilgili en basit konularda bile bilgi sahibi olmak için uğraşmıyoruz.

Bir öğrencinin bir dersten başarılı sayılabilmesi için sahip olması gereken minimum ortalamayı bilenler lütfen el kaldırsın.

Bir öğrencinin bir dönem notunun hesaplanabilmesi için en az kaç not alması gerektiğini bilenler, hangi dersten kaç yazılı olunması ve diğer değerlendirme türlerinden kaç not alınması gerektiğini bilenler lütfen bir adım öne çıksın.

Çocuğunun sınıfını bile bilmeyen babalar olduğunu gördükçe inanın yukarıdakileri artık çok görmüyorum. Anne babalar, güzel insanlar gelin önce çocuklarımızın yapacaklarından değil de kendi üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekle başlayalım.

Dersleri ve öğretmenleri hakkında bilgi sahibi olmak

Çocuğumuzun derslerine çalışmasını sağlamak ve ona daha kaliteli yardımcı olabilmek adına isterseniz önce çocuğumuzun öğretmenleri ve derslerini vb. tanıyalım.  Ayrıca çocuklarımızın yaş grubu ile ilgili bedensel, fizyolojik ve psikolojik özellikleri ve dersleriyle ilgili temel özellikleri bilmek bizi onlara yardımcı olmak konusunda biraz daha ileri taşıyacaktır. Bunun için de sınıf rehber öğretmenleri, ders öğretmenleri ve okul rehber öğretmeni bize yardımcı olabilir. Bunun yanında çocuğumuzun aldığı derslerin kaç saat olduğu, diğer dersler içerisindeki önemi, o dersten kaç yazılı olunup toplamda kaç not alınacağı vb. öğrenebiliriz.

Sahiplenme ve ilgilenmeyi hissettirmek
Bizim, öğrencimiz ve dersleri ile ilgili olarak zaman zaman öğretmene müracaat etmemiz, öğretmen ve çocuk üzerinde de olumlu bir etkiye sahip olacaktır. Bunun çocuk üzerindeki etkisi “sahiplenilme” öğretmen üzerindeki etkisi de “öğrenci takip ediliyor, ilgili bir aile” şeklinde ortaya çıkabilir. ( Tabii bu takibin çocuğa “iyice yakın takibe alındım, sıkboğaz ediliyorum” hissi vermekten çok, “annem babam beni önemsiyor” duygusunu hissetirmesinden bahs ediyoruz)

Çocuğumuzu “okulda tanımak”
“Ben çocuğumu zaten tanıyorum” dediğinizi duyar gibiyim. Çocuğumuzun okulda, evde davrandığından daha farklı bir şekilde davranabileceğini unutmayalım. Bizlerin dikkatli olması gereken hususlardan biri de çocuğumuzun okula, arkadaşlarına, derslere ve öğretmenlere uyum sağlamada zorlanıp zorlanmadığını tespit edebilmektir. Buna “çocuğumuzu okulda tanımak” diyoruz.

Çocuğumuzun uyum durumu dikkatli ve etkili bir şekilde bir süre gözlem yapılınca ortaya çıkartılabilir. Eğer uyum problemi olduğu düşünülüyorsa dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü vb. gibi bir probleminin olup olmadığını bir uzman danışmanlığında tespit ettirmekte fayda vardır. Anne babaların, ortaya çıkması halinde böyle bir durumu kabullenmekte zorlandıklarını da gözlemliyoruz. Bu tespiti yaptırmak ve bu durumu kabullenmek bize “çocuğumuzdan daha büyük bir beklenti içinde olmamızı engellemede” faydalı olacaktır. Ayrıca çocuğumuzun okuldaki ders dinleme davranışını, arkadaşlık ilişkilerini, öğretmenlerle olan ilişkilerini, yani “davranış – düzen – ilişki ve kurallara uyma eğilimini” bilmek de çocuğumuza daha iyi yardımcı olmamız noktasında bizi yeterli bir hale getirebilecektir.

Farkını fark etmek, çocuğun farkındalığını artırır
Çocuğumuzun diğer arkadaşlarından üstün olan özelliklerini bilmek de bize yardımcı olabilecektir. Mesela benim kızım diğer arkadaşlarından daha gür sesli, sesi mikrofona ve seslendirmeye uygun, sesli okumada tonlamayı etkili yapabilen, şiir okumaktan ve törenlerde de görev almaktan hiç çekinmeyen bir öğrencidir. Her çocuğun farklı üstün özellikleri mutlaka vardır. Çocuklarımızın “farkını fark etmek” üstün özellikleri çoğaltmada ve çocuğumuzun kendisiyle ilgili farkındalığını arttırmasında etkili olabilir.

Beklentilerimizi dengelemek ve gerçekçi olmak
Bizler anne babalığın verdiği hamiyet ve şefkat duygusu nedeniyle çocuğumuzu olduğundan farklı ve üstün görme eğilimine sahip olabiliriz. Çocuklarını yeterince tanımayan aileler zaman zaman gerçekçi olmayan, çocuğu zorlayan ve yoran beklentilere de sahip olabilmektedirler. Bazı aileler de çocukları başarılı oldukça “daha fazla, daha fazla” diyerek bunu abartma eğilimine girebilmektedir. Gerçekçi ve dengeli olmayan beklentilerin çocuğa verebileceği zarar, ailenin yüksek beklentisi altında ezilen çocuğun, buna cevap veremeyip yenilgiyi kabullenerek yapabileceklerini de bir kenara bırakması ve gerilemesi olabilir.

Bu durum zaman içerisinde özgüven eksikliğine ve bu eksikliğin giderek derinleşmesine yol açarak çocuğumuzun “benlik algısını” yitirmesine sebep olabilir. Ailenin beklentilerinin yüksek olması çocuğun artık kendisi için değil de çocuğa yapılan masrafların boşa gitmemesi ve anne-babanın umutlarının kırılmaması için çalışmasına neden olabilir. Ayrıca çocuk için bir “kaygı kaynağı” oluşturup derslere ve öğrenmeye odaklanmasını engelleyebilir.

[<div style=’width:250px’><strong>’Okul ve dersler’ </strong>bölümünde, okulla ilgili her konuya ve çocuklarımızla iletişimimizi engelleyen ve çatışma sebebi olan ders, ödev, sınav sorunlarına değiniyoruz.</div>]

Ders çalışmama davranışını diğer olumsuz özellikleri ile bir araya getirip çocuğu oradan vurmaya çalışmayın. Ders çalışmayı sürekli gündemde tutarsanız çocuğunuz siz onun hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunduğunuzda veya sizden intikam almaya kalktığında bu durumu mutlaka değerlendirecek sizden intikam alırken sizi ders çalışmayarak vuracaktır. Ya da çocuğa ders çalış diye baskıyı artırdığınızda çocuk bunun intikamını alırken size ders çalışıyormuş gibi görünecek, o esnada siz farkında olmadan kendini dersin haricinde şeylerle meşgul edecektir. Eğer ne yaptığı hakkında çok iyi bir fikriniz yoksa bu saflığınızı iyi kullanacaktır.

Eleştiride tost tekniği

Bir önceki yazımızda söylemiş olduğumuz o üstün özellikler şimdi burada bize lazım olacak. Eleştirmeniz gerektiğinde önce üstün özelliklerini sonra geliştirilmesi gereken özelliklerini söyleyin sonra yeniden bir başka üstün özelliğini söyleyin. Yani önce övün sonra dövün sonra tekrar övün. Yani eleştirilerinizi süsleyin. Hem yıkıcı ve kırıcı olmazsınız hem de etkisini hemen görürsünüz. Çocuğun “benlik algısını” da zedelememiş olursunuz.

Sürekli kontrolör olmayı bırakalım

Sürekli ödevlerini yapıp yapmadığı sorgulanan çocukta “nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır, ödevlerimi benim yerime düşünen birileri var” anlayışı gelişmeye başlar. Bunu da sizin göreviniz olarak görür.  Hep sizin hatırlatmanızı bekler. Şöyle düşünmeye başlar artık “annem – babam hatırlatıncaya kadar yapmayayım, nasıl olsa onlar hatırlatırlar, onlar söyleyinceye kadar bekleyeyim.” Kendimizi çok da zorlamayalım. Unutmayın ki dersin çalışılması gerektiğine, çalışmanın başarılı olmak için bir gereklilik olduğuna inanan ve bunu isteyen biz değil çocuğumuz olmalıdır. Sizin hatırlatmanızı kendisi için “ilgi kaynağı” olarak görmeye başladığında hep bunu isteyecektir. Bu da zaman içerisinde çocuk tarafından “anne – babasının ilgisinin çocuğun ders çalışmasıyla ortaya çıkacağı” algısına dönüşmeye başlar.

Başarılı olmak takım çalışmasının beraberinde ortaya çıkar

Anne – babalar çocuklarının çalışması için ısrar ettikçe dede, nine ve diğer akrabalar anne-babanın “çocuğa yüklendiğini” düşünürler. Anne – babasını da  “o daha küçük, yapamaz, zamanı gelir” gibi ifadelerle çocuğun önünde farkında olmadan güçsüz ve etkisiz bir duruma getirmeye çalışırlar. Ailedeki herkes dedeler, nineler ve diğer yakınlar aynı anlayışı ve tutarlılığı gösterebilmelidir. Bu bir takım çalışmasıdır. Anne – babalar çocuklarının dede ve ninelerine bu durumu hoş bir iletişim ve paylaşımla açıklayıp ikna ederek onları amaçları doğrultusunda çok ta iyi kullanabilirler. Belki dede, nine ve diğer yakınların bu konudaki sözleri ve çabaları çocuk için daha etkileyici olacaktır.

Çocuğunuzdan beklediğinizi önce siz verin

Aileler çocuklarının kreş, anasınıfı veya ilköğretime başlamasıyla kendilerini de yaklaşık olarak 15-20 yıl devam edebilecek bir beklentinin içine sokuyorlar. Ailelerin şu soru artık zihinlerini kemirmeye başlıyor “acaba çocuğum başarılı olabilecek mi veya nereye kadar devam edecek?” Bu beklenti uzun, zorlu ve en üst düzeyde sabır isteyen bir beklentidir. Hem bizim için hem de çocuğumuz için. Çocuğumuzdan beklediğiniz sabrı, kararlılık ve sorumluluğu biz de gösterebilmeliyiz. Zaman zaman kırılma noktaları karşımıza çıkacaktır. Dönüm noktaları ve geçişler zorlu olacaktır. Bunlar çocuğunuzun size en çok ihtiyacı olduğu zamanlardır. O en kötü olduğu durumda siz en iyi olmak zorundasınız. (En iyi olmak mükemmel olmak değil, elinizden geldiği kadar en şefkatli, en anlayışlı ve en özverili olmaya çalışmanızdır.) Çünkü en çok size ihtiyacı var.

Çocuğunuzun sokak arkadaşlarını ve sınıf arkadaşlarını iyi tanıyın.

Çocuğunuzdaki ani davranış değişikliklerinin arkadaşlarının etkisiyle hemen ortaya çıkabileceğini unutmayın. Eğer çocuğunuz ani davranış değişiklikleri gösteriyorsa burada arkadaş çevresini iyi incelemek gerekiyor. Çocuğunuzun arkadaş çevresi özellikle çocukluktan ergenliğe geçerken ve ergenlikte çok önemlidir. Özellikle bu dönemde çocuğun arkadaşlarının etkisi sizin çocuk üzerindeki etkinizden daha büyüktür. Çocuk sizin kapsama alanınızdan çıkıp kendisine yeni bir kapsama alanı kurmaktadır ve bu kapsama alanında sizden daha çok arkadaşlarının yeri vardır. Çocuk kendisini arkadaş çevresine kabul ettirebilmek için o grubun “samimiyet testleri” nden geçer. “Hadi bugün okulu kıralım” gibi. Çocuğumuzun arkadaşlarını da iyi tanımak zorundayız. “Gençken yapılacak birçok şey” önce arkadaş etkisiyle denenir ve yapılır.

Sınıf arkadaşlarını ve özellikle yanındaki arkadaşını iyi tanıyın

Örneğin yanındaki, önündeki ve arkasındaki arkadaşı çocuğunuzun ders dinleme alışkanlığını doğrudan etkiler. Dikkat edilirse ders başarısı düşük olan çocukların ders dinleme alışkanlığı da çoğunlukla zayıftır. Böyle bir şeyin söz konusu olup olmadığı ders öğretmenlerinden öğrenilebilir.

Her çocuk kendisi kadar özeldir

Ailelerimizin gözümüze çarpan yanlışlarından biri de çocuğunu sınıftaki diğer arkadaşları ile veya sokaktaki, mahalledeki çocuklarla karşılaştırmaktır. Karşılaştırmak gizli suçlamaktır ve çocuğunuz hemen fark eder. Bunun şöyle bir olumsuz sonucu ortaya çıkabilir: Çocuğunuz karşılaştırıldığı kimseye belli bir zaman sonra daha soğuk davranmaya başlayıp onunla arasındaki duygusal bağ zayıflayabilir. Çocuğunuzu komşunuzun çocuğu veya sınıfındaki diğer arkadaşıyla karşılaştırmak yerine aileden başarılı olmuş büyükler ve diğer tanınmış kişilerden örnekler daha etkili olabilir.
Sorumluluk bilinci, otokontrol ve iç disiplin kazandıralım

Eğer çocuğunuz siz söylemeden kendi kendine ders çalışmaya başlayabiliyorsa bu farkındalık düzeyinin geliştiğinin ve bireysel sorumluluğunun şuurunda olduğunun bir göstergesidir. Bir çok anne-babanın şikayeti gibi siz de çocuğunuzun kendi başına ders çalışmaya oturmadığından şikayetçi iseniz çocuğunuza nasıl ders çalışacağını öğretmek yerine önce sorumluluk duygusunun kazanılmasını sağlamak şarttır. Çünkü sorumluluk bilinci otokontrol dediğimiz çocuğun kendi kendini kontrol edebilmesini sağlayacak, disiplin anlayışını geliştirecektir. Çalışmaya başlamak, çalışmayı devam ettirmek, çalışmayı devam ettirebilecek motivasyonu kazanmak ta bunların içindedir. Sorumluluk duygusunun kazanılması size ve çocuğunuza ergenliğinde, kendisine de hayatının her aşamasında lazım olacaktır. Unutmayalım bizler her zaman çocuğumuzun yanında olamayacağız. Sorumluluk bilinci çocuğumuza en çok kendi başına hareket etmek zorunda kaldığı durumlarda lazım olacaktır. Herhalde bundan sonraki yazımız sorumlulukla ilgili olacak.

Çocukların bazı derslere çalışmayı özellikle istememesinin nedeni o derste yaşadığı başarısızlıklar ve o derse karşı geliştirdiği tutum ve özgüven eksikliği olabilir. Özgüven eksikliğini giderebilmek için küçük başarıların özellikle de o dersle ilgili başarıların anında ödüllendirilmesi gibi bir yol izlenebilir. Çocuğumuzun o dersle ilgili tutumunu değiştirmeden o dersi öğrenmesini ve başarılı olmasını sağlamak gerçekten zordur. Anlayışın olumlu hale getirilmesi sonuçları da etkileyecektir.

1921 yılında ABD de Stanford Üniversitesinde normalin üzerinde zekaya sahip olan 1528 tane öğrenci üzerinde bir araştırma yapılır. Konusu “zekanın başarılı olma üzerindeki etkisi” dir. Herkes başlangıçta “zeka başarılı olmak için en önemli değişkendir” düşüncesine sahipken araştırma çok farklı bir sonuç ortaya koyar: Başarılı olmada zekadan daha önemli 3 şey: Özgüven – İç disiplin – Hedef sahibi olmak.

Anne – babalarımızın önemli bir yanılgısı var. 2, 3, 4 saat odasında kitap defterin üzerine abanmış çalışıyor zannettiğiniz çocuğunuz belki de hiç çalışmıyor. Siz ise şöyle diyorsunuz “çocuğum 3 saattir kafasını kaldırmadan ders çalıştı, mübarek kitabın üzerine uyumuş kalmış” unutmayalım önemli olan kafayı kaldırmadan ders çalışmak değil belki az ve nitelikli çalışmak. Burada anne – babaya da önemli bir görev düşüyor: o da verimli çalışmayı çocuğunuz kadar siz de bilmek zorundasınız.

Onun ve kendinizin öğrenme stilini biliyor musunuz?

Mutlaka dikkat, algılama, kişilik, ABT (akademik benlik tasarımı), çalışma alışkanlığı, üstün yetenek erişim envanteri gibi hem “çocuğunuzu nicel olarak tanımanızı” sağlayacak hem de ders ve okul başarısına çok ciddi katkıları olabilecek konularda test uygulatarak uzman yardımı almaya çalışın. Dikkat ve algı testi daha çok okuma ve dinlemenin geliştirilmesi sonucu ile sınavlarda, kişilik ve ABT çocuğun kendisini genel olarak nasıl gördüğü ve özgüveni ile ilgili olarak, çalışma alışkanlığı testi çocuğunuzun dinleme – not alma – bireysel çalışma ile ilgili yeterli olup olmadığını, üstün yetenek erişim ise çocuğun geliştirilebilir, farklı ve üstün özelliklerini görmemizi sağlar. Daha da önemlisi siz ve çocuğunuz öğrenme stilinizi öğrenmiş ve geliştirmiş olursunuz.

Plan ve Uygun Taktik Geliştirmek

Bazı çocuklar sıralı ve sürekli birbirinin aynısını tekrar ederek izleyen işleri yapmakta zorlanırlar. Bu tür öğrenciler bir programa uymakta da zorlanırlar. Onun için programları sevmezler genellikle. Anne – babalara tavsiyemiz çocuğunuzu 1 hafta çok iyi gözlemleyin ve not alın. Okuldan geldikten sonra okula gidinceye kadar zamanı nasıl geçiyor. Hangi saatlerde neler yapıyor, not alın. Zaman olarak özellikle boşluklarını yakalayın. Çok verimsiz geçirdiği süreleri tespit edin. Çocuğun “olmayan o genel programına” dokunmadan verimsiz geçirdiği boşlukları siz doldurun. Çünkü yeni alışkanlıkların yerleşmesi için eski alışkanlıkların çözülmesi gereklidir. Alışkanlıklar değişmezse sonuçlar da değişmez. Dersleri programa beraber yerleştirin. Yerleştirirken başaramadığı derslere biraz daha ağırlık vererek yerleştirin. Eğer katkısı olursa programı sahiplenir, kolay uyum sağlar. Her gün okuldan geldikten sonra bir müddet çocuğunuzun dinlenmesi amacıyla serbest zaman etkinliği olsun. Çocuğun da ders dışı bir hayatının olması gerektiğini unutmayalım. Bu zaman zarfında rahatlasın, uzansın, oyun oynasın vb. Dersler çalışılırken birbirini bir sayısal ders bir sözel ders şeklinde izlesin. En dinlenmiş olduğu zamanlarda en az bildiği ve en zayıf olduğu dersi çalışsın.

Zamanı değerlendirme bilinci

Zamanı değerlendirme ile ilgili okuduğum bir kitapta çok dikkatimi çeken iki istatistik veri vardı. Birisi bunu geliştiren adamın adıyla anılan “yaptığımız işlerin % 20 si elde ettiğimiz sonuçların % 80 ini sağlar” diye ifade edilen Pareto ilkesi diğeri de “zamanı kullanmayı % 5 daha etkili hale getirdiğimizde buna dayalı sonuçlar da % 85 artar” kurallarıydı. Çocuğumuzun başarılı olması aynı zamanda zamanını iyi kullanmasına da bağlı. Yukarıdaki ilkeler aslında bize şunu gösteriyor: küçük bir çabayla çok büyük sonuçlar elde edilebilir

O ders çalışırken siz ……

Çocuğun çalışma odası ve masasının düzenli olmasını sağlayın. Çalışma odasında çalışmaya alternatif oluşturacak (internet, tv., oyun vb.) bir şey olmamasına dikkat edin.

Çocuğunuz ders çalışırken siz ebeveyn ve diğer kardeşler olarak içeride odasında ders çalışan çocuğu “ben burada ders çalışıyorum onlarsa film izliyorlar” diye çekebilecek davranışlardan da sakınmalısınız. O ders çalışırken kendinize ait bir meşguliyet bulmak en iyisi. Ya da kitap okuyup güzel ve nitelikli sohbet etmek olabilir. Bu davranışımız aynı zamanda çocuğa da örnek olacaktır. Çünkü anne – babalardan en çok gelen şikayetlerden biri de “çocuğum kitap okumuyor” şeklindedir. Biz de şunu soruyoruz “siz çocuğunuza göstere göstere kitap okuyor musunuz?” çocuk görmediğini öğrenmez ve yapmaz.

Yanlışa ve olumsuza odaklı olmak

Bizler çoğunlukla bir şeyi tenbih ve nasihat ederken olumsuzluklardan yola çıkarak devam ederiz. “Dersine çalışmazsan başarısız olursun” yerine “başarılı olmak için şunları yapmalısın” veya “şöyle yaparsan daha başarılı olursun” gibi. Çünkü bilinçaltı olumluyu algılama eğilimindedir.

Çocuğumuzu okula karşı negatif etkileyecek, okulla, öğretmeniyle ve okumakla ilgili olumsuz eleştirileri onun yanında yapmayalım. Çocuğumuzun hayatında neyi çoğaltmak istiyorsak ona vurgu yapalım, değiştirmek istediğimiz davranışını odağa alalım.

Yanlış soru: Bu gün okulda ne yaptın?

Çocuk okuldan geldiğinde anne-babaların sorduğu en beylik bir o kadar da yanlış olan soru budur: bu gün okulda ne yaptınız? Onun yerine şu soruyu sorsak: “bu gün okulda tam olarak ne öğrendiniz?” Çocuk öncesinin de verdiği bir alışkanlıkla ısrarla ne yaptığını söyleyecektir. Siz de ısrarla istediğiniz cevabı alıncaya kadar aynı soruyu sormaya devam edin: “bu gün okulda tam olarak ne öğrendiniz?” Bu soru çocuğun okulda öğrendiklerini size de özetlemesini sağlayacak adeta küçük bir tekrar olacaktır. Cevap veremediğinde yönlendirici sorularla onu çözmeye çalışın: “mutlaka benimle paylaşmayı istediğin çok güzel şeyler vardır” gibi. Çocuk, bu soruyla muhatap olacağını bildiği için derslerde daha dikkatli olmaya çalışacaktır.

Yanlış emir: “hadi yavrum dersine çalış”

Bunun yerine “dersine yemek yemeden önce mi yemeğini yedikten sonra mı çalışmak istersin” gibi bir soru sormak çocuğa tercih hakkının olduğunu gösterecektir.

Ülkemizde yapılan bir araştırma ders başarısı düşük 7-17 yaş grubu çocukların yarısının anne baba ilişkilerinin kötü olduğu, yarısından fazlasının ise babalarının çocuklarına vakit ayıramayacak kadar meşgul oldukları görülmüştür.

“Hocam bütün her şeyi yaptım, yine de olmuyor, olmuyor” diyen ebeveynlere de çok rastlıyoruz. Bir davranışın yerleşmesi, o davranışın alışkanlık halinde devam etmesi ve kişilik haline gelmesi çok sabır isteyen bir durumdur. Biz en çok şuna şahit oluyoruz: anne – baba birkaç kere deniyor, olmadı hemen vazgeçiyor. Çocuğun bazı şeyleri yapmamak için gösterdiği sabrı, kararlılığı ve tutarlılığı maalesef büyüklerde göremiyoruz. Eğer davranış yapılmadığında beyin vücudu rahatsız ediyor kaygı ve endişeye sebep oluyorsa o davranışın alışkanlık haline gelmesinde önemli bir yol kat ediliyor demektir. Çocuğunuz kendi kendine ders çalışmaya başlayıncaya ve bunu sürdürebilir bir hale gelinceye kadar büyükler yol gösterici olmalıdır.

Uğur Ataseven

Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi Okuma Yazma Değerleri
Türkiye’de Okuma – Yazma Osmanlı döneminde okuma yazma oranlarına bakıldığı zaman erkek nüfusunun eğitimine daha çok önem verildiğini görüyoruz. Kadınlarda sadece ayrıcalıklı sınıflar, maddi durumları iyi ise eğitim görme hakları oluyordu.. Ancak ne bugünün Türk...